• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin -4 °C

AKP ANAP’laşıyor

Emre Uslu

Bundan aylar önce Twitter’da “AKP ANAP’laşıyor” demiş, önümüzdeki günlerde bu konuyu yazacağımı ifade etmiştim. Ancak gündem yoğunluğu nedeniyle bugüne kaldı. Şike tartışmasında AKP’nin tutumu partinin “ANAP’laşmasını” gösteren iyi bir örnek oldu.

“ANAP’laşma,” ANAP’ın geleneksel çizgisinden kayıp, muhafazakâr değerlerden uzaklaşıp Ankara havasına ayak uydurmayı ifade ediyor.
Parti Özal’dan sonra Mesut Yılmaz’ın eline geçince böyle olmuştu. ANAP’laşma insanlarda şu duyguları çağrıştırır: Aldatılmışlık duygusu, bürokraside yalakalık kriteri ve siyaset-mafya ilişkisi.

Mesut Yılmaz’ın eline geçtikten sonra ANAP, özellikle muhafazakâr tabanda müthiş bir aldatılmışlık hissi yaratmıştı. Mesut Yılmaz muhafazakâr tabana gülücük atıp Ulusalcı çevrelerle iş tutulmaya başlamıştı. Bu nedenle ANAP’ın geniş tabanı muhafazakârlar ile ANAP arasındaki duygusal bağ koptu.

AKP açısından aldatılmışlık duygusu en son seçimde yeni anayasa sözü verip, anayasa yapmamak üzere komisyon kurulmasıyla ortaya çıktı. AKP’liler anayasa uzmanları Ergün Özbudun ve Serap Yazıcı gibi hocaların bu komisyonla anayasa yapmak imkânsız uyarılarını duymazdan geldi. Uyarıları kimsenin duymayacağını sandılar. Oysa o uyarılar insanların AKP’ye karşı güvenlerini sarstı. Bu uyarıların arkasından AKP tatmin edici cevap vermek bir yana bir de kendi tabanından gelen, tepkilere rağmen şike yasası çıkarmak için tabanıyla kavgaya kalkıştı. Bu AKP’nin muhafazakâr tabanında çok derin bir aldatılmışlık duygusu yarattı. Seçimler öncesinde AKP yeni anayasa yapacak diye umutlananlar şimdi AKP’nin yeni anayasa yapacağına inanmıyor.

Oysa bu ülkede insanlar Demirel’in yalanına, Erdoğan’ın yaparım dediğini yapmasına ve sahiciliğine oy verir(di). Şimdi Erdoğan’ın sahiciliği şike yasası tarafından gölgelendi ve AKP’ye destek veren insanlarda derin aldatılmışlık duygusu yaşanıyor. “Anayasa için oy verdik şike yasası yaptılar” diyen çok sayıda AKP destekçisi var.

Bürokrasi açısından bakıldığında da ANAP ile AKP arasında bir paralellik görünüyor. ANAP ilk geldiğinde Amerika’da eğitim gören genç beyinleri bürokrasinin etkili noktalarına getirdi. Özellikle çok başarılı geçen ilk dönem ve ikinci döneminde bu bürokratların etkisi önemlidir. Ancak bürokrasinin doğası gereği bir süre sonra bürokraside temel kural “yalakalık” “liyakat”i yendi ve yalaka bürokratlar ANAP’ın kuyusunu hep beraber kazdılar. Yalaka bürokratlara en büyük desteği de Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı verdi.

Benzer bir süreç AKP için de gereçli. AKP ilk başlarda bürokratik oligarşiye karşı savaş verdi. Özellikle ilk döneminde Necdet Sezer’in vetosuna rağmen liyakatli fakat vekil bürokratlarla başarı yakaladılar. Ancak Çankaya’nın değişmesinden sonra bürokraside yalakalık düzeni esas kritere dönüştü. AKP yönetiminde liyakatten ziyade yalakalık önem kazanmaya başladı. Yalakalık öyle bir noktaya geldi ki etkili yere gelmek için AKP’ye yakın düşünceden olmanıza da gerek yok. İyi yalakalık ve sahte muhafazakârlık iyi bir post kapmak için yetiyor. Hatta dünün 28 Şubatçı bürokratları bugün yalakalıkları sayesinde halen en muteber koltuklarını muhafaza ediyorlar. Bu yönüyle de AKP “ANAP’laşıyor”.

ANAP’ın mafyalaşma algısı “Civangate” olayından sonra kalıcılaştı. O günden günümüze “rüşvetin belgesi mi olur” özdeyişi halen hafızalarda. Daha sonra Mesut Yılmaz’ın yumruk yediği olay ile ANAP-mafya algısı iyice perçinlendi.

AKP’nin “mafya ile mücadele eden bir parti” algısı vardı. Özellikle Ergenekon’a karşı verilen mücadele bu algının yerleşmesini sağladı. Ancak şike yasasındaki anlaşılmaz tutumu insanların hafızasında Civangate skandalına benzer bir algı oluşturdu. Türkiye’de futbol ile ilgilenen herkes mafyanın bu sektörde olduğunu ve şikenin de bir mafya faaliyeti olarak var olduğunu bilir. Şike yasasındaki tutumuyla AKP mafyaya ile aynı sayfada yer alan bir konuma düşmüş oldu. Bu nedenle de bir “ANAP’laşma”dan söz etmek yanlış olmaz.

***

Not:
Mithat Sancar Hoca, –ki çok saygı duyduğum bir akademisyendir–, “DPI’ın anlatılmayan hikâyesi” başlıklı yazıma itiraz etmiş. Ama yazısı büyük oranda verdiğim bilgileri doğruluyor.

Sancar, “DPI Kürt ulusalcısı bir örgüt değil” demiş ama direktörü Kerim Yılsız Kürt ulusalcısı tutumuyla biliniyor. Yardımcısı Mark Muller de Öcalan’ın avukatı. KHRP de Kürt ulusalcısı bir kurum.

Sancar, Mark Muller’in evindeki programı gizlemedik, çıkardığımız kitapta (İngilizce) anlattık demiş ama kitap Google’a bile düşmemiş. Kitaptan dar bir çevre hariç, henüz kimsenin haberi yok. Kitapta bilgi olsa bile bir şey değişmez, İngilizce bir kitapta açıklamışlar. Ben de zaten bu ayrıntı neden köşelerde Türkiyeli okurlarla paylaşılmadı, diye soruyorum.

Gezinin temmuzda yapıldığını anlatmış. Bu bilgi de tartışmanın özü itibariyle bir şey değiştirmez ama o konuda haklı Mithat Hoca. Yazıyı birkaç defa değiştirdiğimden o kısmı değişiklik sırasında yanlışlıkla silmişim.

Bu arada asıl derdim, bu DPI’ı PKK’nın uzantısıymış gibi göstermek değil. DPI’ı büyük bir organizasyonmuş gibi yansıtanlar katıldıkları programların bir kısmını Türkiyeli okurlarıyla paylaşmayınca haliyle kuşku yaratıyor ve neden bu kısmı paylaşmıyorsunuz diye sorguluyoruz. İşin altından da Kürt ulusalcısı ve PKK ile irtibatlı insanlar çıkınca haliyle ne oluyoruz diye soruyoruz. Bu kuşkuyu da yaratanlar DPI konusunda şeffaf olmayanlar. Henüz birkaç akademisyen ve yazardan başka DPI kimdir, finans kaynağı nedir bilmiyoruz. Tartışma başlamışken DPI’ın on binlerce dolar tutan finans kaynakları da demokratik ülkelerde sorulur. Umarım biri bunu da açıklar?

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89