• BIST 83.021
  • Altın 147,787
  • Dolar 3,8177
  • Euro 4,0681
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 1 °C

AKP 40-42, CHP 27-28, MHP 15-17, HDP 9-11

Nazlı Ilıcak

Kamuoyu araştırmaları peş peşe yayınlanıyor. Son anketler, Metropoll ve KONDA’ya ait. Neticeleri iyi okuyabilmek için, bir önceki sonuçlara da bakmak gerekiyor.

Metropoll’ün 2 anketi:

Nisan 2015: AKP yüzde 42.5, CHP yüzde 26.4, MHP yüzde 17.6, HDP yüzde 10.2.

Mayıs 2015: AKP yüzde 42.8, CHP yüzde 27, MHP yüzde 17.1, HDP yüzde 9.2.

Burada en kritik sonuç HDP’ye ilişkin. Zira Metropoll’ün bir önceki anketinde HDP yüzde 10.2 ile barajın üzerinde görünürken, 1 puana yakın bir düşüş gerçekleşmiş. Zaten, araştırma sonuçları artı 2, eksi 2 olarak değerlendiriliyor. “HDP yüzde yüz barajı aşacak” diyebilmek için, kamuoyu araştırmalarında en az yüzde 12 civarında bir oranı yakalayabilmeli.

KONDA’nın son araştırmasına gelince:

AKP yüzde 40.5, CHP yüzde 28.7, MHP yüzde 14.4, HDP yüzde 11.5.

KONDA’nın geçen ayki anketinde AK Parti yüzde 42.9’du. CHP ise yüzde 26.2 idi.

(KONDA, Metropoll’ün aksine, AK Parti’de bir gerilemeye işaret ediyor.)

AK Parti’yi en düşük gösteren kamuoyu araştırması Gezici’ye ait: AKP yüzde 38.2, CHP yüzde 30.1, MHP yüzde 17.1, HDP yüzde 10.5.

Bütün kamuoyu araştırmaları birlikte değerlendirildiğinde, AK Parti’nin oy oranı yüzde 40’ın biraz altında ya da biraz üzerinde görünüyor. Bu partinin, 2011 genel seçimlerine göre güç kaybettiği ortada.

CHP’nin ise yüzde 30’u aşması sürpriz olur; oyu yüzde 27-28 civarında kalabilir. MHP’nin de 30 Mart 2014’te İl Genel ve Belediye Meclisi seçimlerinde aldığı yüzde 17.6’lık oranı aşması beklenmiyor.

***

TBMM sandalye dağılımında en önemli rolü oynayacak parti HDP. Ve hâlâ durumu kritik. Kamuoyu araştırmaları, bu partiyi 9-11 bandında gösteriyor. Dolayısıyla baraj altında kalma ihtimali var.

Baraj altında kaldığı takdirde AK Parti’nin milletvekili sayısı birden bire salt çoğunluğun çok üzerine çıkıyor. Bir örnek vermek gerekirse, HDP, Metropoll’ün belirttiği gibi yüzde 9.2’de kalırsa, AK Parti yüzde 42.8 ile 316 milletvekili çıkarıyor. HDP barajı aşarsa, AK Parti’nin milletvekili sayısı 263’e düşüyor. (276’nın altında kalıyor ve salt çoğunluğa ulaşamıyor.)

Bir de mutlak rakamlarla konuya yaklaşalım. 56 milyon kayıtlı seçmen mevcut. Katılımın yüksek olduğunu farz edersek, geçersiz oyları düştükten sonra, aşağı yukarı 46 milyon seçmenin oyu sayılacak. HDP’nin barajı aşması için 4 milyon 600 bin oy alması lazım. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Selahattin Demirtaş’ın oyu 3 milyon 958 bindi. Demek, 650 bin, 700 bin civarında ilâve oya ihtiyacı var. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin farklı bir konjonktürde gerçekleştiğini düşünmek gerekiyor.

Genel seçimlere giriyoruz… Bu yarışta PKK konusu daha olumsuz bir etki yaratabilir. Zaten HDP’ye yönelik saldırılar, bu partinin tepki verip, şiddet eylemlerine karışmasını ve seçmen nezdinde itibarsızlaştırılmasını amaçlıyor. Şimdiye kadar HDP’liler provokasyona gelmedi. Demirtaş’ın bu özenli duruşuna rağmen acaba HDP 2014’e kıyasla 700 bin ilâve oy alabilecek mi? Henüz her şey bıçak sırtında.

Mercedes’li jest!

Tayyip Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’e, saraya ait bir Mercedes’i hediye ederken, “Jest yapmak istedim” dedi. Bu Mercedes’in değeri 1 milyon 200 bin liraymış. Zırhlı olduğuna göre çok daha pahalı…

Acaba jest için verdiği Mercedes’i kendi tasarruflarıyla mı aldı? Ne âlâ memleket! El kesesinden sultanım, develer olsun kurbanın…

Mehmet Görmez, tepkiler üzerine Mercedes’e binmeyeceğini ve iade edeceğini açıklamıştı. Referansı Kur’an olan bir kişinin lüks ve israfa sırtını çevirmesi gerekirdi. Görmez, yanlıştan dönmek istedi. Ama inat bu ya!!! Tayyip Erdoğan, “İllâ da o Mercedes’e bineceksin; benim ikramım” diyor. Maalesef, hepimizin ikramı oluyor ve bizim vergilerimizle bu lüks araba finanse ediliyor. Cumhurbaşkanı’nın böyle davranmasının sebebi ne dersiniz? Bunu da Mehmet Barlas’ın ağzından duyduk.
Barlas, Cumhurbaşkanı Gündem Özel programında, “Gürültüye pabuç bırakmadınız” diye konuştu. Tayyip Erdoğan gülerek onu onayladı. “Gürültüye pabuç bırakmamak” aslında Tayyip Erdoğan’ın gerginlik politikalarının da bir özeti. Kamuoyundan gelen taleplere, halkı kutuplaştırarak cevap veriyor. Milli irade balonuna tutunarak, adaletten, hukuktan kolayca sapıyor. Farklı düşünenleri düşmanlaştırıyor. Demokrasilerde böyle bir yönetim tarzı olabilir mi? Hiçbir hassasiyeti kaale almayacaksınız, sizin yandaş ekibinizden olmayınca, her türlü isteği “münafıklık” diye damgalayacaksınız… Kusura bakmayın ama buna mertlik ya da gürültüye pabuç bırakmamak denmez. “Vesayet çabası” ya da “Her şey benden sorulur” iddiası olarak adlandırmak daha doğru.

Kriptolu telefonlar ve Yasin El Kadı

Paralel yapı ve Doğan Medya Grubu’nu tartışırken, yolsuzluk iddiaları güme gitmesin. 25 Aralık dosyasının savcısı Muammer Akkaş, görevinden alındı. Bu arada önemli açıklamalar yaptı. Akkaş, Yasin El Kadı konusu üzerinde ısrarla duruyor. El Kadı, Suudi Arabistan vatandaşı. Bir süre El Kaide ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle, Türkiye’ye girip çıkması yasaktı. Ama bu yasaklı dönemde, kendisine Başbakanlık’tan özel araç tahsis edilerek, havaalanında VIP’ten Erdoğan’ın polisleri tarafından karşılandı ve uğurlandı. Üstelik o yasaklı dönemde, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile de görüştü. Tabii Tayyip Erdoğan’la da. Muammer Akkaş, El Kadı’nın Başbakan’la rahat temas kurmak amacıyla, kriptolu telefon istediğini tespit etmiş. Emniyet’in kriptolu telefonu dinleme kabiliyeti olmadığını söyleyen Akkaş, “Bunun için özel cihazlar gerekiyor. Çünkü kriptolu telefonlarda şifreleme her saniye değişiyor” diye açıklamalarını sürdürüyor. Kriptolu telefonları dinledi diye kaç kişi cezaevine gönderildi. Ama Akkaş’a göre, terörü finanse etmekle suçlanan El Kadı’yı, yabancı istihbarat örgütleri, Almanlar, Amerikalılar ya da İngilizler dinlemiş olabilir. Zaten onlar da dinlediklerini itiraf ettiler. Şimdi Tayyip Erdoğan, buna da darbe diyor. Bosphorus 360, Etiler Polis okulunu ucuza kapatmaya soyunmasaydı ve bu şirkette Yasin El Kadı’yla birlikte Bilal Erdoğan’ın isimi geçmeseydi, nasıl darbe yapılacaktı? Biraz da madalyonun bu yüzüne bakmak gerekiyor.

Medeni cesaret

Sedef Kabaş yargılanıyor. Kendisine yöneltilen suç isnatlarından biri, evine gelen 3 polise mukavemet etmek. Kabaş şöyle yazıyor: “Boyum 1.60, kilom 50. Üç erkek polise mukavemetten yargılanıyorum. Duruşma 26 Mayıs; Çağlayan saat 9.30’da.”
Sedef Kabaş’ta mangal kadar yürek var. Keşke herkes onun kadar medeni cesaret gösterebilse.

Açıklama

Dünkü yazımda İsmet Berkan’dan bahsederken, onun kriptolu telefonları dinleyenlerin, cebir ve şiddet bulunmasa dahi, terör örgütü kapsamına alınabileceğini yazdığını ve bu iddiasını Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin Balyoz hakkındaki kararına dayandırdığını belirtmiştim. İsmet Berkan aradı, tamamen yanlış anlamışım. Meğer o da aynen benim gibi düşünüyormuş. Şiddet ve cebir unsurları bulunmadan, terör örgütünden bahsedilemeyeceğini söylemek amacıyla, Yargıtay’ın kararından söz etmiş.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89