• BIST 107.400
  • Altın 151,666
  • Dolar 3,6570
  • Euro 4,3022
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 19 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 18 °C

Aklın Lâneti

Ersin Tek

Gerek bireyin iç dünyasındaki, gerekse toplumsal alandaki bunalım ve açmazlar, insanın kendisini(insanlığını) eksiksiz kavrayamamış olmasından kaynaklanmaktadır.

İnsanın, kendisi ile diğer canlı ve cansız varlıklar arasındaki farkın derinliğini(hikmetini) hakkıyla kavrayamamasının, ya da gözden kaçırmasının sonucunda ortaya çıkan yanılgılar dizisi insanın kavrayışını(yükselişini) gölgelemekte ve de engellemektedir.

Bu yanılgılarının sorumlusu, hırs ve ayrıntı tuzağına düşmeye meyilli olan akıldır. Gerçekte insanın en zayıf organı akıldır. Oysa insan kendi aklının hayranı ve esiridir. İnsanın en zayıf organıyla böbürlenmesi ise bir trajedidir.

Hakikatte hayat tektir, amacı da tektir; ne hayat bölünebilir, ne de amacı. Ancak akıl ayrıntılarda gezindiği için yanılgıları çoğaltmış ve derinleştirmiştir. Böylece hayatı ve amacı akıl ile kavramaya çalışan insanoğlu bilimi doğurmuştur. Sonra bilimin bizzat kendisi birçok bilim dallarına ayrılmıştır. Bu bilim dalları da kendi içinde sürekli daralan ve genişleyen uzmanlık alanlarına bölünmüştür. Nihayet akıl tek başına bütün bunları kuşatamaz ve kavrayamaz hale gelmiştir.

Akıl, hayatı ve amacı kavramakta aciz kaldığı için de kendisini oyalamaya, esir etmeye ve sonunda yok etmeye çalışmıştır; sahibini(insanı) kendi kendisinden uzaklaştırmış ve insan ile ruhu arasına aşılmaz duvarlar örmüştür. Laboratuarları ne kadar çoğalırsa çoğalsın, cihazları ne kadar gelişirse gelişsin, icatları ve keşifleri ne kadar göz kamaştırıcı olursa olsun, akıl, hiçbir zaman hayatı ve amacını eksiksiz kavrayamayacak.

Şimdiye kadar insanlık, bütün olarak aynı anda ve hayatın değişik alanlarında bu kadar bölünmüşlük ve bu kadar çetin bir tehlikeyle karşı karşıya bulunmadı. Zira yeryüzündeki insanlığın dinleri, felsefeleri, sanatları, ideolojileri ve bilimleri ne olursa olsun, tüm insanlık ilerlemeyi sağladığını zannettiği büyük bir yıkımın içine doğru çekilmiştir. Bu durum Ali Şeriatî’ye şöyle dedirtiyordu: ‘‘İnsanlık, gerilemekte olan bir canlı grubudur; bir başkalaşım geçiriyor ve tıpkı koza ören bir kelebek gibi kendi hüner ve işgücünden dolayı tehlikede bulunuyor.’’

Gerçekten insanlığın çöküşü farklı, trajik ve dehşet verici olacaktır.

Ruhun varlığını/sırlarını küçümseye, görmezden gelmeye yol açıcı bir tutuma kapılan akıl(bilim), insanı insanlığından uzaklaştırmakla kalmamış, akla ve hayale sığmayacak kadar derin ve büyük olan insanlığı aslî hedefinden saptırmış, küçültmüş, kendisinin altında olan varlıkların çizgisine indirgemiştir. Aklının lânetine kapılan insan, sözleriyle ve davranışlarıyla aşağıların en aşağısına doğru sürüklenmiştir.

İnsanın salt aklın(bilimin) verileri doğrultusunda kendisini tanımaya ve yorumlamaya kalkışması bir yanılgı olarak, bunalım ve açmazlara yol açıcı ve aşağılara sürüklenişi hızlandıran bir faktör olmaktan öteye geçemeyecektir. Bütün bu tutumlar gerçeğin yerine sahteyi oturtma gayretindeki aklın eseri ve insanın gerçek büyüklüğü etrafında uçuşan köpükten başka bir şey değildir.

İnsan, aklının kendisini ruhtan(hakikatten) soyutlama ve tek kanatlı(dünyalı) bir varlık haline dönüştürme çabası karşısında bir zavallılığı ve bunun sonuçlarını yaşamanın tutsaklığı içinde kıvranma acısını çekmektedir. Yüzyıllardır bu acıyı çekmektedir. Bu acı bir an bile dinmedi ve dinmeyecektir; insanın kardeşine(kendisine) açtığı savaş hiç bitmeyecek, katlanarak büyüyecek ve gittiği her gezegende peşinden gelecektir.

Cennetin kapısını yitiren insan, kulluğun(kendi iradesiyle iradesinden vazgeçişin) bilincinden sıyrılmış olarak, kendi özünden, kendi geçmişinden ve kendi geleceğinden kopuk, tek nefeslik bir varoluşla/dünyayla özdeşleşmiş bir canlılığı omuzlarına yüklenmiş ve aklının sesine kanmış, yenilmiş, kardeşine kıymış, bu yeryüzünü bir mezbahaya, bir savaş alanına, bir yıkım merkezine çevirmiştir. Yazıp çizdiği, anlattığı, yücelttiği mutluluk teraneleri ve özgürlük ütopyaları hezeyan içinde hezayandır. Sorunları daha da çoğaltmakta ve köleliğini(cehaletini) katmerleştirmektedir.

İnsan biliyor ve iman ediyor olduğunu sansa bile, aklın lânetine tutulmuş ve kurtulamamıştır. Bu yüzden, ruhun(gaybın) yolları tıkanmış ve sonsuzluk(sevgi) sırlarının dışına taşmış bir söz olarak kalmaya mahkumdur..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89