• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 13 °C

AK Parti’nin devletle dansı

Roni Margulies

Sınıf bilinçli bir işçi, bir sendikacı, bir sosyalist, İngiltere’de Muhafazakâr Parti’den nefret eder.

Parti’yi ve üyelerini sınıf düşmanı olarak görür. Parti’nin tüm siyasetlerinin büyük sermayenin çıkarlarını korumak için üretildiğini bilir.

Ve haklıdır.

Muhafazakâr Parti tarihsel olarak gerçekten de İngiliz egemen sınıfının partisidir. Gerçekten de uyguladığı tüm siyasetlerin doğrudan sınıfsal bir içeriği vardır.

İngiltere İşçi Partisi ise, klasik bir sosyal demokrat parti (yani “sol”) olarak, yalpalar durur. Sendikalarla organik bağları vardır, hem üye tabanı hem seçmenleri büyük ölçüde işçilerden oluşur. Düzeni zedelememek kaydıyla, düzenin koşulları olanak verdiği ölçüde, emekçileri kayırmaya çalışır. Ama bir yere kadar.

Sosyalistler açısından hayat kolaydır.

Muhafazakâr Parti ve üyeleriyle hiçbir koşulda hiçbir temas olmaz. Yaptıkları her şeye, pek düşünmeye bile gerek olmadan karşı çıkılır.

İşçi Partisi ve üyeleriyle ise birlikte iş yapmanın, birleşik cepheler kurmanın yolları aranır, taban ile parti liderliği arasına nifak sokmanın taktikleri geliştirilir.

Bizdeyse hayat zor!

İşçi Partisi’nin dengi olduğunu zanneden (ve maalesef halk tarafından da öyle olduğu düşünülen) “sol” parti, her türlü değişimin önünde engel olan, milliyetçi, devletçi, sağcı bir parti.

Bu partiyle, sosyalistlerin işi olmaz, değil mi?

Heyhat, var.

Aslen gizliden gizliye paylaştıkları Kemalizm nedeniyle, sosyalistlerin epey bir kesimi gözlerini CHP’den alamaz, hayırhah bakar, sessiz bir umut besler.

Bu, birinci sorun.

İkincisiyse AK Parti’yle ilgili.

Sosyalistlerin büyük çoğunluğu, ilk gününden beri AK Parti’ye İngiliz sosyalistlerinin Muhafazakâr Parti’ye baktığı şekilde bakıyor. Yaptığı her şeye, düşünmeye bile gerek duymadan karşı çıkıyor.

Evet, AK Parti tam da İngiltere’deki gibi muhafazakâr bir parti, büyük sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda, bu ihtiyaçları karşılayan siyasetler uyguluyor ve başka türlü bir şey yapması mümkün değil.

Durum bundan ibaret olsa, iş kolaydı. Yaptığı her şeye, düşünmeye bile gerek duymadan karşı çıkmak doğru olurdu.

Ne var ki, durum bundan ibaret değil.

Bu parti, Türkiye’ye özgü manyaklıklar (yani Kemalist devlet) nedeniyle, hiçbir muhafazakâr partinin (ve hatta hiçbir sosyal demokrat partinin) yapmayacağı ölçüde devletle itişmek zorunda kaldı.

Üstelik, askerî vesayetin bittiğini, AK Parti’nin artık devletle itişmek zorunda olmadığını düşünenler yanılıyor. Askerî vesayet bitmedi, AK Parti devletle itişmek zorunda kalmaya devam edecek.

Fakat burada kilit kelimeler “devletle itişmek zorunda kaldı”.

İstediği için itişmedi. Demokrat olduğu, insan haklarının yılmaz taraftarı olduğu, devlet düşmanı olduğu için itişmedi. Askere karşı olduğu, Ermeni soykırımının tanınmasının bir insanlık borcu olduğuna inandığı, Kürt halkının hak ve taleplerini desteklediği için itişmedi.

İtişmek zorunda kaldı.

AK Parti muhafazakâr bir partidir, üyeleri muhafazakâr insanlardır. Devlete inanırlar. Askerin kahramanlığına ve önemine inanırlar. Türk milletinin yüceliğine inanırlar. Gayrımüslimlere en azından kuşkuyla bakarlar. Misak-ı Millî sınırlarını kutsarlar.

Son Türk devletiyle ve bu devletin işleyişi ve resmî ideolojisiyle sorunları yoktur.

Devlet onları rahat bıraksa, “Vay şeriatçı Atatürk düşmanları!” diye üzerlerine gelmese, kimse kimseyle itişmezdi, gül gibi yaşar giderlerdi.

Devlet buna izin vermedi.

Dolayısıyla, istese de istemese de, AK Parti devlete de, resmî ideolojiye de ters düşen işler yapmak zorunda kaldı. Kürt açılımı, Ermeni açılımı, Alevi açılımı, Anayasa değişiklikleri, Ergenekon, Balyoz, Kafes ve diğer davalar, orgenerallerin ve Genelkurmay Başkanlarının tutuklanması hep bu nedenle gerçekleşti.

Ben bunlardan iki sonuç çıkarıyorum

Bir, AK Parti’nin yaptığı şeylerden bazıları, devletle itiştiği noktalarda, olumludur.

İki, AK Parti bu noktalarda devletle mümkün olduğunca az itişmeye çalışır, devlete zarar vermemeye çalışır, bir yandan itişirken bir yandan da devleti kollar. Yaptıklarını az ve eksik yapar.

Hrant Dink davası bu durumun en açık örneğidir. Davanın açılmasına ve tetikçilerin hapse atılmasına izin verilmiştir, ama devletin herhangi bir görevlisine mahkeme tarafından el uzatılmasına izin verilmemiştir.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89