• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -6 °C
  • İzmir 3 °C
  • Berlin -1 °C

AK Parti'de nefs muhasebesi

Ali Bulaç

İslam irfanının en esaslı kavramlarından biri muhasebe-i nefstir. Nefs muhasebesinde bulunan kişi, prensip olarak kusur ve hataları kendinde arar. Tabii ki haricî güç ve faktörlerin başarısızlıkta rolleri vardır ama her ne olursa olsun, mü'minin yenilgisinin asıl sebebi kendi zatından neş'et eden kusurdur.

AK Parti 7 Haziran seçimlerinde açık yenilgi aldı. Bu doğru. Ama demokratik siyasetin bir lisan-ı halinden söz etmek mümkünse, seçim bize yine de birinci derecedeki çözümün adresinin AK Parti olduğunu söyledi. Bu, üç muhalefet partisinin bir formül üzerinde anlaşıp koalisyon kuramayacakları anlamına gelmez. Kastettiğim bu değil.

Seçmenden sarı kart gören AK Parti, bu haliyle devam edemez, hata ve yanlışlarında ısrar edecek olursa siyasetin hakemi olan seçmenden kırmızı kart görüp saha dışına atılacak.

Pekiyi, AK Parti ne yapmalı? Tabii ki öncelikle 7 Haziran'ın ciddi bir kritiğini yapmalı, kendisine yöneltilen eleştirilere duyargalarını açmalı. 8 Haziran'da bu köşede seçim yenilgisine yol açan 10 maddeyi sıralamıştım, tekrar etmeme gerek yok.

Ancak sorun çok daha derinlerde ve hakiki katmanında. Ortaya çıkan sorunu tespit etmek için kapsayıcı ve nüfuz edici bir zihni derinliğe ihtiyaç var. Mevcut durumda bu kritiği yapacak zihinler bir elin beş parmağını geçmez. Partinin üst kademesi ve özellikle parti üzerindeki baskın etkisi olan Sayın Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan kuşatma altına alınmış durumda. Derin yapılanma etten duvar örmüş adeta. Bir lideri yanıltacak üç yöntem vardır: Bir: Lidere her ne yaparsa “doğru ve hikmetli” yaptığını telkin etmek. İki: Performansı ve potansiyeli üstünde onu birtakım rollere ve işlere teşvik etmek. Üç: Onu sürekli korkutmak, asli dostlarını dahi düşman ve hain olarak göstermek. Takip ettiği güzergahı üzüntüyle izlediğim Erdoğan maalesef böylesi bir zihnî kumpas içinde bir bilinmeyene doğru sürüklenmektedir. Bunun küresel bir program dahilinde yürütüldüğünü düşünüyorum, bu kumpas sadece şahıslara ve belli cemaatlere ağır hasarlar vermekle kalmayacak, Türkiye ve Ortadoğu'daki İslamî uyanış ve hareketlere de ağır hasarlar verecek, veriyor da. Siz istediğiniz kadar aksini anlatmaya çalışın, İhvan ve Filistin davası hiç bu dönemde olduğu kadar ağır hasar görmemişti; Suriye ve Mısır'ın maruz kaldığı musibetlerde Alman tarih ve politika felsefesinden mülhem, özünde İttihatçı emeller ve maceraperstlikler taşıyan “merkez ülke” politikası belirleyici oldu.

İç politikada geldiğimiz noktayı en iyi 28 Şubat'ın muktedir generali Çevik Bir özetlemiş: “28 Şubat dönemindeki kararlar şimdi de MGK'da alınıyor.” AK Parti, yolunu açtığı “yeni Türkiye”nin yönünü akıl almaz hatalar işleyerek “eski Türkiye'ye” çeviriyor. İlk akla gelen parametreleri sıralayalım: Eski Türkiye'de MGK vardı; Kırmızı Kitap'a göre hükmediliyordu; Askerî Şûra'da irtica suçlamasıyla dindarlar atılıyordu; yüzde 10 seçim barajı vardı; birtakım gazetelere ve gazetecilere akreditasyon uygulanıyordu; teftişlerle muhalifler cezalandırılıyordu; bazı gazeteler THY'ye alınmıyordu; israf vardı; kamu kaynakları sorumsuzca kullanılıyordu; rüşvet ve yolsuzluklar dizboyu idi; gelir adaletsizliği vardı; yoksullar milyonlarla ifade ediliyordu; aile çözülüyordu; ahlakî hayat aşınıyordu. Bunların tamamı bugün de var.

Daha iyisini buluncaya kadar demokratik yolları takip edeceğimize göre, 7 Haziran'da sandıktan birinci parti olarak yine AK Parti çıktı. Seçim haritasına baktığımızda Türkiye'nin her yanına yayılabilme kapasitesine sahip tek parti. Ancak geriliyor, nefesi tükeniyor. Gelişme dinamiği durmuş sanki, korkular üreterek ayakta durmaya çalışıyor. Azarlıyor, tehdit ediyor, üstten bakıyor, umursamıyor, otoriterleşiyor, muhaliflerini hukuku zorlayarak cezalandırmaya kalkışıyor, tarihte kalması gereken müsaderelere başvuruyor, orantısız güç kullanıyor, kolektif ve intikamcı te'dip ve cezalandırma yolunu deniyor. Bu güç zehirlenmesidir.

Bundan önce bu köşede “Dört inanmış adam” başlıklı bir yazı yazmış, R. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Numan Kurtulmuş ve Bülent Arınç'a atıfta bulunmuştum. Ümidim azalıyor ama yine de bu partiyi köklü bir ıslah, ihya ve tecdit ameliyesine tabi tutmak mümkün. Yapılması gereken iki şey var: Biri şeytanları fark edip “Euzu” ile kovmak, diğeri sorumlu bir mü'min hassasiyetiyle muhasebe-i nefste bulunmak.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89