• BIST 107.769
  • Altın 152,486
  • Dolar 3,7110
  • Euro 4,3659
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 21 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 10 °C

AK Parti, roman ve kuram

Cihan Aktaş

AK Parti kongresi üzerine her türlü yorum yapıldı geçen hafta medyada. Israrlı bir vurguyla partililerce benimsenen ve medyada da öne sürülen “muhafazakârlık” niteliği düşündürtücü ki Hasan Bülent Kahraman da çok yakıştırıyor dönemin ruhuna bu niteliği. Kimine göre kısmen, kimine göre da aşırı muhafazakâr bir hükümetimiz var. Bana göre ise bazen çok dar bazen de çok geniş bir elbise muhafazakârlık ve her şekilde AK Parti’ye kendisi olma izni vermeyecek bir geçiştirilme hâliyle malul.

Bu arada zihnimi kurcalayan sorulardan biri, AK Parti’nin ne zamandan bu yana “muhafazakâr” olduğu... İslamcılığın söylem ve enerjilerini kullandığı 2011’e kadar olan döneme mi özgü bu muhafazakârlık, yoksa İslamcılığın ideolojik kabuğuna tutunduğu izlenimi uyandırmaya başladığı 2012’den itibaren mi muhafazakârlığa daha yakınlaştığı söylenebilir... Misal, yeni kurulduğu günlerde AK Parti işkence karşısında bir tür devlet aklıyla hareket eden memuruna aynı devlet aklıyla sahip çıkmayı olağan sayar mıydı? İslamcılığın içerdiği devrimci ve kültürel üretkenlik aşkıyla yapılaşırken, özgürlükçü söylemlerle de istikametini belirleyen hükümet, muhafazakârlığı siyasi ve zihnî bir konformistlik için elverişli bir kisve olarak mı görüyor hâlâ...

Hükümetin hizmetler alanında gösterdiği başarıyı kültür-sanat alanında göstermekte zorlanması, bu konformizm eğiliminin bir göstergesi olarak okunabilir.

Hastanelere adım attığınızda, devlet hastanelerinin eski ağır aksak işleyişini tanımış biriyseniz hele, yaşanan gelişmeyi takdir etmeden yapamazsınız, siyasal çizginiz ne olursa olsun. Kanser hastası ev işçisi Bitlisli kadının Erdoğan’a dua ettiğini kendi kulaklarımla duydum.

İslami kesimin siyasette gösterdiği başarıyı kültür-sanat alanında niye gösteremediğine dair bir soruşturmaya cevap verdim geçen haftalarda.

Ben diyelim ki roman alanında beklenebilecek ölçüde üretken olunamamasını siyasetin zamanının romanın zamanını çalmasına bağlıyorum. AK Parti temsilinde İslamcı yazar ve sanatçıların siyasette üstlendiği rolün bir sonucu olarak çok geniş bir sanat ve edebiyat enerjisi siyasette ve medyada sönümleniyor ve romana yoğunlaşma dönemi bundan zarar görüyor. Misal, yetenekli roman yazarı gergin, sivri dilli köşe yazarına veya albenili tv programcısına dönüşüyor.

Roman korkusu diye bir şeyden de söz edemez miyiz? Roman, ötekisini de kendi nesnel koşulları içinde hesaba katmayı gerektiren bir tür; öykü kilimse, roman halı. Ötekisinin dünyasına, onun kendindeki ham karşılığıyla sınırlı kalmayan bir ciddiyetle eğilmek, bir bakıma karşılaşmanın şoklarını göze aldırtan “halı” hazırlığı, bir emek ve yoğunlaşma talep ediyor.

Sanatçının teşvik edildiği bir ülke sayılmaz Türkiye zaten, sanat siyaset gündeminin gölgesinde kısıtlı imkânlarla var olabiliyor ancak. İslami duyarlığa sahip kesimlerin kültür ve sanat alanlarındaki çalışmaları ise, muhafazakârlık çatısı altındaki kaybolmuşlukları gibi nedenlerle de hak ettiği ölçüde ve şekilde bilinmiyor.

Bir de kuramsal alanda fukaralık tehdidi... AK Parti kongresinde MKYK’ya seçilen Yasin Aktay, metinlerini hakikate duyduğu sadakatle beslemeyi başarmış, halktan kopuk olmayan bir sosyolog. AK Parti hükümetine yakıştırılan muhafazakârlık tanımını Aktay’ın nasıl değerlendirdiği sır değil.

Numan Kurtulmuş
, Yasin Aktay... AK Parti artık kervan yolda mantığından kurtulmaya mı çalışıyor...

Hafta sonunda katıldığım TYB tarafından Konya’da düzenlenen Şehir Tarihi Yazarları Kongresi’nde, Yasin Aktay’la kafama takılan kimi konularda sohbet etme fırsatı buldum. Cevaplarını şöyle özetleyebilirim: Yeni konumunun bilimsel çalışmalarına zarar vereceğini düşünmüyor, tersine teori ile pratik dengesi açısından MKYK üyeliğini bir fırsat olarak görüyor. Akademik dünyada fildişi kulelerde yapılan teorik çalışmaların hayattan kopukluğuna işaret ediyor; bu kopukluğun sözkonusu teorik ürünleri daha güçlü kılmadığı muhakkak.

Yine de aktif siyasi çalışmaların kuram alanını her zaman olumlu etkilemediğini düşünüyor olmalı ki, gelecek günlere ilişkin öngörülerini dile getirirken, “Bundan sonrası için kişisel hedeflerimden ziyade yüklenmek zorunda kalacağım sorumluluklarımın belirleyici olacağını hissediyorum” dedi.

Peki, bilim adamı ve yazar olarak AK Parti karşısında sahip olduğu eleştiri yapmasına izin veren bağımsız konumu aramayacak mı siyasette üstlendiği bu rolle... Medyada sürdürdüğü dostane eleştirilerin AK Parti’de her zaman karşılık bulduğu kanaatiyle bir özgüvene sahip Aktay bu konuda. “Parti içinde gördüğüm yanlışa doğru diyecek değilim. Ama eleştirilerimi artık parti içinde zaten açık olan eleştiri kanallarında ve ortak akla bir katkı olarak sunmaya devam edeceğim” diye anlattı, düşüncelerini.

Kendi adıma Yasin Aktay isminin AK Parti için başlangıç söylemlerini hatırlama bağlamında, muhasebe ve toparlanma açısından bir şans olduğunu düşünüyorum.

Şehir Tarihi Yazarları Kongresi’nde neler konuşuldu, gelecek yazımda anlatmayı umuyorum.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89