• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 3 °C

AK Parti Öcalan'ı sigorta mı görüyor?

Murat Aksoy

Son haftalarda Kobani’de IŞİD’in PYD’ye yönelik saldırıları çözüm sürecini bir kez tartışmamıza vesile oldu. Başta hükümet ve Cumhurbaşkanı’nın PKK’ya, PYD’ye hatta BDP/HDP’ye bakışını yaptıkları açıklama ve konuşmalarla açık biçimde gördük.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetin bakış açısı, birlikte sorun çözmek, birlikte yaşamak, kardeşlik gibi değerleri içermiyor. Tersine farklı olanı kendine benzetme, sindirme, gerekiyorsa yenme ve bastırma üzerine kurulu.

Çözüm süreci ve gerçekler

Başladığı günden bu yana kategorik AK Parti ve Erdoğan karşıtları dışında, çözüm sürecine yönelik yapılan yapıcı eleştirileri dahi “çözüm karşıtlığı” olarak okuyan hükümet ve hükümetin organik aydınları var. Son dönemde yaşananlar karşısında hala her şey yolunda diyorlarsa, “birşey bildiklerindendir”.

Gezi sürecini “çözüm karşıtlığına” indirgeyen bakış karşısında demokratikleşmenin önemine, çözüm sürecin hızlanmasının da, geri çekilmenin de ancak demokratikleşme ile mümkün olduğunu vurguladık. Hatta o dönemde; “Kısa vadede demokratikleşme konusunda adım atılmazsa Erdoğan ve Öcalan istese dahi, çözüm süreci ilerleyemez. Çünkü, Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’da tarihin akışı hızlandı ve bu hız hükümetinkinden çok hızlı” diyerek olası tehlikeye dikkat çektik. Bunu sadece ben değil, konuyla biraz ilgili olan, en azından özgür vicdana sahip olan herkes söyledi.

Otoriterleşen rejim sorunu çözmez, bastırır

Ancak önce Gezi, sonra 17-25 Aralık süreçleri ile AK Parti hükümeti Türkiye’yi demokrasi yolundan hızla tek adam rejimine ve otoriterleşme yoluna soktu. Gündelik hayatın her alanına sızan anti demokratik uygulamalar, kraldan çok kralcılar eliyle yeni boyutlar kazandı.

Kabul edelim ki otoriterleşen rejim, sorun çözmez; sorunu bastırır, yok sayar ya da yönetmeye çalışır.

Esad gitsin de ne olursa olsun

Suriye’de tüm enerjisini Esad’ın gitmesine harcayan AK Parti hükümeti, radikal İslamcı örgütlerle ilişki kurmaktan, onları desteklemekten beis görmedi. AK Parti, bu örgütleri sadece Esad’a karşı değil PYD’nin Haziran 2012 sonunda Rajova’da ilan ettiği özerkliğe karşı da kullandı. Hatta çok uzak olmayan bir zamana kadar PYD’ye karşı sadece IŞİD’i değil Barzani'yi de kullandı.

AK Parti’nin bu tercihine PKK, 25 Nisan 2013’te başlattığı geri çekilmeyi 9 Eylül 2013’te durdurarak cevap verdi.

AK Parti hükümeti içerde demokratikleşmeden uzaklaşma, Ortadoğu politikasını kısa vadede Esad’ın gitmesine üzerine kurunca; Ortadoğu’da hızlanan tarihin kurbanı oldu. Türkiye hızla dünyada yalnızlaşırken, içerde kadim sorunları ağırlaşmaya devam etti.

Çözüm artık sadece Diyarbakır’dan geçmiyor

AK Parti’nin “Suriye’de oldu bittiye izin vermeyiz” çıkışı ile başlayan süreç, bugün “oldu bitti” olarak tanımlanan “Rojova’nın özerkliği” çözüm sürecinin ana referansı oldu.

Son haftalarda gücünü Irak’tan Suriye’ye kaydıran IŞİD, Kobani’yi hedef seçti. Irak’tan Suriye’ye yönelmenin IŞİD açısından stratejik önemi nedir çok bilmiyoruz ama AK Parti hükümetinin IŞİD ve PKK’ya bakışı konusunda pozisyonunu ayırt edebiliyoruz.

Gerek Türkiye içinde gerekse Irak ve Suriye’de IŞİD eksenli yaşanan tartışmalarda ortaya çıkan sonuç şudur; AK Parti demokratikleşme konusunda adım atmadıkça ve Kürt kimliğini hak ve özgürlük temelinde tanınmadıkça Kürtlerin, Kürt siyasi hareketinin talep çıtası bölgedeki konjonktür gereği sürekli yükselmekte ve üniter devlet içinde çözüm giderek zorlaşmaktadır.

IŞİD’e karşı mücadelede PKK’nın uluslar arası alanda giderek meşru bir aktöre dönüştüğü dönemde Türkiye’de Kürt sorununun çözülmemesi kaçınılmaz olarak başka arayışları gündem getireceği açıktır.

Devletin yapmadığı Kürtler yapıyor

BDP/HDP’lilerin geçen yıldan bu yana güçlü biçimde ifade ettikleri; “devletin haklarımızı tanımasını beklemeyeceğiz, kendimiz bu hakları kullanacağız” mealindeki sözler bölgede Kürtçe okul başta olmak üzere yaşanan gelişmeleri açıklar niteliktedir.

Artık şunu serinkanlılıkla konuşmak ve tartışmak durumundayız. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürtler son yıllarda hızla bir uluslaşma süreci yaşıyorlar. Öcalan bir kurucu baba olarak ortada duruyor. Gerçekten çözüm süreci, Kürt sorununun üniter yapı içinde çözülebilmesi için önemli çabalardan biriydi. Ama bizatihi hükümet, başlattığı bu projeyi, yönetenlerin bireysel gelecekleri ve iktidarını biraz daha uzun tutmak için harcamaktan çekinmiyor.  

Güneydoğu’da yaşanan geç uluslaşma kaçınılmaz olarak yerel yönetimlerin güçlendirilmesi üzerinden federasyon tartışmasını gündeme de getirebilir.

Öcalan ve CHP

Bölgede tarih bu kadar hızlanmışken, hükümetin çözüm süreci konusundaki ayak diretmesinin, bir anlamda kendine olan güvenin arkasında yatan ne olabilir?

Bu sorunun en güçlü cevabı, Öcalan’ın son tahlilde tutuklu bir mahkum olması olabilir. Hükümetin İmralı’daki görüşmelerin tıkandığı her noktada bu halin devreye girdiğine kuşku yoktur.

Türkiye’nin içine düştüğü açmazdan çıkışı, ancak siyasetle mümkündür. Bunun için ana muhalefet partisi CHP’ye büyük sorumluluk düşmektedir.

CHP’nin Kürt sorununu demokratik zeminde, anayasal vatandaşlık temelinde çözüm parametrelerini koyması ve BDP/HDP hattıyla kuracağı siyasal ilişki sadece Kürt sorununun çözümü için değil Türkiye’nin demokratikleşmesi için de elzemdir.

Sonuç olarak Türkiye’nin dilemması siyasal alanın daraltılması ile genişletilmesi arasındadır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89