• BIST 108.527
  • Altın 144,734
  • Dolar 3,5025
  • Euro 4,1220
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 33 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 27 °C
  • Berlin 15 °C

Ah Suriye!

Doğu Ergil

Başbakanımız'la Amerika Başkanı mutabık kalmışlar. Basınımız sevincini saklamıyor. Ne de olsa ahir zaman imparatorluğunun önderiyle bizim ülkemizin önderi aynı dalga boyutundalar, bölge ve dünya meseleleri konusunda anlaşıyorlar.

Ne var ki anlaşmanın bir tarafı küresel güç, diğer tarafı bölgesel önder olmaya kararlı orta-karar bir güç. Yani asimetrik bir ilişki söz konusu.

Sevindiğimiz mutabakatı, "Bu akşam ne yiyeceğiz" sorusuna benzer yanıt olarak yorumlayalım ve iki tarafın da "mantı" dediğini varsayalım. Bu, masayı hazırlamayı kolaylaştırır. Ama mantıyı kim hazırlayacak? Yanında ne sunulacak; yemek kaçta başlayacak ve ne kadar sürecek; masayı kim kurup kaldıracak? Yanıtlar, mutabakat kadar önemli, hatta daha belirleyici.

Suriye'de istikrar istemeyen yok. İnsan canı üzerinden sürdürülen bu ahlaksız ve insafsız iktidar mücadelesi hemen sonlandırılmalı. Ama kim, hangi vadede ve hangi yöntemle müdahale edecek? Türk yönetiminin gönlü en kısa zamanda en kesin sonucu alacak bir müdahaleden yana; yani askeri. Hiçbir ülke bunu tek başına yapamayacağına (yaptırılmayacağına) göre bir koalisyon gerekli. Bu koalisyon ya BM Güvenlik Konseyi ya da NATO kararı ile oluşabilir. Ama her iki cephede de bu kararlılık yok.

Eşyanın tabiatı

ABD, Akdeniz havzasında stratejik rakibi olan Rusya ile anlaşmadan Suriye'de kalıcı bir değişiklik yapamayacağının farkında. O halde, askeri değil diplomatik bir çözüm aranacak. Bu da zaman alacak.

Diğer yandan, Suriye'deki Esed hükümetinin gitmesi ile mi yetinilecek, rejimin toptan değişmesi mi isteniyor? Türkiye her ikisini de istiyor. Hem de hemen. Ancak ABD Başkanı'nın verebildiği en cömert vaat, Beşşar Esed'in gidebileceği ama onun iktidarının temelini oluşturan Baas Partisi yönetiminin devam etmesi oldu.


Neden? Çünkü Baas ideolojisi öncelikle laisizmi, sonra da Arap milliyetçiliği üzerinden ülkenin bütünlüğünü savunur. Gerçi bütünlüğü korumanın ana aracı zordur ama yandaşlarını ödüllendirecek araçlara da sahip olduğu için bugüne kadar ayakta kalmıştır. Diktatörlükler 'havuç' ile 'sopa' arasındaki dengeyi kaçırınca sorgulanmaya ve sallanmaya başlarlar. Tunus, Mısır, Libya ve Suriye'de olan budur.

İç savaş anından sonrası artık ulusal bir olgu değil, uluslararası bir olgudur. Etkilenen ve karışan tarafların sayısı fazladır. Bu da meseleyi daha karmaşık hale getirir.

Ülkelerin tek başına hareket etmek, sonuçları sadece kendisine uygun bir mecraya yöneltmesi öyle kolay değil. Uluslararası bir nitelik kazanan her sorun uluslararası düzeyde çözülür.

Eşyanın tabiatı budur. Dış politikanın şahsileştirilmesi ve duygusallaştırılması sakıncalıdır. Özetle itidal, koalisyonlar içinde hareket etmek ve makulde uzlaşmak kaçınılmazdır.

Zor kullanılmayacak

İnandığımızın tersine Esed hükümeti hemen yıkılmayacak; şimdilik dışarıdan zor da kullanılmayacak. Baas Partisi ve devlet aygıtı kalacaksa bunun Esed'siz olması yine onunla pazarlık edilecek demektir. Sonucun ne olacağı tahmin edilebilir.

Yerine gelecekler kim? Onları ne kadar tanıyoruz? Suriye'nin herkesçe istenen bütünlüğünü koruyabilecekler mi?

Esed sonrası hükümet ile Suriye'yi fiili bir üs olarak kullanan dış güçlerin ilişkisi ne olacak? Bu ilişki biçiminin geleceği netlik kazanmadan sözü edilen ülkeler ciddi bir değişikliğe ne kadar olanak tanıyacaklar?

Ahh Suriye; sen ne "küçücük, fıçıcık, içi dolu turşucukmuş"sun? Oysa biz seni ne kadar kolay değiştirebileceğimizi ve Ortadoğu'daki liderliğimizin Kuzey Irak'tan sonraki kazanımı olarak görüyorduk!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89