• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 8 °C

Affet bizi Melek

Orhan Miroğlu

Bu nasıl bir hikâye, bu nasıl bir insanlık..

Sevgili Müjgan Halis yüreğin nasıl dayandı bu habere, yazarken kaç kez öldün ve kaç kez dirildin, bir gün anlatacak mısın bize?

Anlatıp bizi utancımızla baş başa bırakacak mısın?

Senin tanıklığın ve Melek için Sabah’a yazdığın haberin, yüreğine bıçak gibi saplanıyor insanın:

“Ağrı’nın Hamur ilçesinde yaşayan Melek Levent (24), Ali Karaaslan ile evlendirildiğinde 16 yaşındaydı. İşkence dolu hayatı evliliğin ilk günlerinde başladı. Kocasından, kayınpederi Kutbettin Karaaslan’dan ve kayınvalidesinden gördüğü psikolojik ve fiziki şiddet her geçen gün arttı. Melek Karaaslan, henüz 18 yaşına girmeden hamile kaldı. Ancak hamileliğinin son günlerinde kocası ve ailesi onu Ağrı’nın -30 derece soğuğunda dışarı attı. O gece sokakta tek başına kar altında ölü bir bebek doğurdu. Ölü bebeğini sağ sanarak kucağına alarak kocasının evine geri döndü. Döndüğü evde bu kez ölü doğum yaptığı için daha fazla şiddet yaşamaya başladı. Hem bebeğinin ölü doğması hem evde yaşadığı şiddetin giderek artması, akıl sağlığını giderek yitirmesine neden oldu. Kızlarının yaşadıklarından haberdar olan Levent ailesi, onu alıp hastaneye yatırdı ve tedavi olmasını sağladı. Ancak aile büyüklerinin araya girmesiyle Melek Karaaslan kocasının evine geri dönmek zorunda kaldı, ne de olsa kadının yeri kocasının yanıydı. Ama eve geri dönmek de sorunları çözmedi. Melek Karaaslan’ın babası en son altı ay önce kızını alıp kendi evine götürdü. Fakat daha sonra kocasının evine gitmek zorunda kalan kızından aylarca haber alamadı, kızını görme çabaları sonuç vermedi. Bunun üzerine baba Levent, polise haber vererek kızının hayatından endişe ettiğini bildirdi.

Karaaslan ailesinin Hamur’daki evine baskın yapan polislerin gördüğü manzara korkunçtu: Tuvalete oturmuş pozisyonda bağlanmış ve açlıktan ölmek üzereydi. Üstünde giysi niyetine sadece beyaz bir bez sarılıydı. Bundan altı ay önce neredeyse 70 kilo civarında olan Melek Karaaslan neredeyse bir çocuk cüssesindeydi, tam 40 kilo vermiş ve 30 kiloya düşmüştü. Sürekli oturmaktan vücudunun her yeri kireçlenmişti. Kollarını hareket ettiremiyordu. Üstelik vücudunun pek çok yerinde oluşan yaralar kurtlanmıştı. Bu hâldeyken kafasına aldığı darbelerden akıl sağlığını tamamıyla kaybetmişti.”

24 yaşında bir kadın işkence altında ölüyor, kapatıldığı bir tuvalette 70 kilodan 30 kiloya düşüyor ve onu oraya bağlayıp ölüme terk edenler ortada hiçbir şey yokmuş gibi normal hayatlarına devam ediyorlar.

Ezan sesi dinliyorlar, sahura kalkıyorlar ve iftar açıyorlar.

Ama melek orada ölüyor..

Sekiz yıl birlikte yaşadıkları bir insanı yavaş yavaş yok ederken, vicdanları hiç sızlamıyor, hiç acı duymuyorlar.

Bu ülkenin kadınlarını sanki sıraya soktular ve teker teker öldürüyorlar..

Her gün bir kadın ölüyor, her gün bir kadını vuruyorlar.

Melek’ten sonra sıradaki kadın kim?

Nasıl bitecek bu şiddet, bu vahşet, bu zulüm?

Nerede ne zaman ve hangi Melek’i vuracaklar, sıradaki Melek’i bilen var mı, Melekleri bu zulümden bu vahşetten kim koruyacak, kim kurtaracak?

Bu ülkede kadınsanız çok rahat vururlar sizi, ölürsünüz, canınıza kıyarsınız, bazen de namusunuzdan şüphe duyarlar, kaçamazsınız hiçbir yere, dünyanın öbür ucuna da gitseniz gelir sizi bulurlar, bir kardeşin veya bir babanın eliyle infaz edilirsiniz, ama namusa, töreye borcunuzu sizden sonra da sıradaki kadınlar ödemeye devam eder..

Hayatında bir Melek dahi tanımamış olanlar, hayatında bir kez dahi bir Melek’in gözlerinin içine bakmayanlar, elini tutmayanlar konuşacaklar şimdi.

Melekler kuşatma altındayken hiç ortada gözükmeyenler, Meleklerin kapana kıstırılmalarını sonra da kuşatılıp öldürülmelerine acizlik içinde seyirci kalanlar..

Akrabalar, kardeşler, analar babalar, komşular, arkadaşlar, yani Melekler yaşarken hiçbir şeye yaramayanlar.

Ölüme sığınanlar, hayata ve Meleğe yüzünü dönenler..

Melek son bir umutla baba evine sığındı. Baba evinde de beklediği sahiplenmeyi, gönlünü alacak birilerini bulamadan, hayatının son yolculuğuna çıkar gibi, tekrar kocasının evine döndü.

Baba evinde muhtemelen, “evlenen kadının yeri kocasının yanıdır, kadının koca evinden ancak cesedi çıkar” demişlerdi Melek’e.

Kalbi kırık, onuru yaralı koca evine döndü Melek.

Ve çok geçmeden o evden cesedi çıkmak üzereyken, her nasılsa fark edilip zor bela hastaneye kaldırıldı.

Melek’in hâlâ okumadıysanız eğer önce hikâyesini okuyun, sonra dönüp hastanede çekilen iki kare fotoğrafına bakın.

70 kilodan otuz kiloya düşmüş 24 yaşındaki bir kadın- çocuk göreceksiniz.

Başını yastığa koymuş Melek, bir eli yüzünü avuçlamış, gözlerini, sadece onun anlayabileceği ve hissedebileceği sonsuz ve karanlık bir boşluğa dikmiş, öylece bakıyor..

Bu fotoğrafa bakarken utançtan başka bir şey hissetmiyor ve Melek’ten kalan bu iki kare fotoğrafa bakıp, içinizden “Affet bizi Melek” demek geçiyor..

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89