• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 8 °C

A’dan Z’ye

Murat Belge

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda toplumu “A’dan Z’ye değiştirmek” gibi bir misyon vardı, “proje” vardı. Ancak, az sayıda okumuş yazmış bir çevrenin bildiği anladığı –ve onayladığı– bir projeydi bu. Değişmesi öngörülenler ise projeden genellikle habersizdi. Bu durum, daha ilk adımda, sürecin “etkin” ve “edilgen” katılımcılarını ayırdı, belirledi, sınıflandırdı. İş, “devlet eliyle” yürütülecekti, belliydi. O halde, işi yürütecek kadroya her türlü “hareket serbestîsi” sağlamak gerekiyordu.

Yirmilerin kalan kısmı, otuzların neredeyse tamamı böyle geçti. Araya koca bir Dünya Savaşı girdi. Türkiye bu savaşa katılmasa da yıpratıcı, durdurucu etkilerinden kaçınamadı. Bu sırada İnönü, Refik Saydam’ı Başbakan yaptı (1939). Durumu gözden geçiren Saydam, topluma ilk hitabında, “İşler A’dan Z’ye bozuk” dedi. Bu iki “A’dan Z’ye” arasında çok uzun bir zaman geçtiği söylenemez. Ama ikisinin dile getirdiği psikolojiler arasında uçurumlar vardır. İçinde toplumun olmadığı, olamadığı “değişim projesi” kısa zamanda enerjisini kaybetmişti. 1950’de gerçekleşen “iktidar devri” Saydam’ın bu durumu ilân ettiği anda yapılabilse, belki daha iyi olurdu. Ama o tarihte devredecek kimse de yoktu –devretmeye niyetli kimse de olmadığı gibi.

Toplumu “A’dan Z’ye değiştirmek”ten yavaş yavaş umudu kesen bürokrasi, bu durumda, kendini korumaya almaya başladı. Yani, mecazî bir biçimde söylersek, “saldırı savaşı”ndan “savunma savaşı”na geçti. Bürokrasinin toplumla ilişkisinin “antagonisktik” karakteri hiç değişmemişti ama ilişkinin mahiyeti, “modalite”si değişmişti.

Bu yeni durum özellikle Demokrat Parti deneyiminden sonra belirginleşen durumdur. Başta 27 Mayıs Anayasası, bu yılların yasal değişimleri, hukukî dönüşümler tarihi, çeşitli yasaların yanısıra, her türlü “mevzuat” ve “teamül”le, bürokrasinin kendine güvenlik aramasını gözlemleriz.

Zaten ta başından beri vardı bu; toplumun yapısı bu ilişkinin böyle kurulmasını gerektiriyordu. İttihatçıların tasarımları da, onları, eylemlerine ileride gerekecek savunma tedbirlerini düşünmeye zorluyordu. Geçen gün de yazdım, “Muhakemat-ı Memurin” adında ve böyle bir içeriği olan bir yasanın 1913’te çıkarılmasının bir anlamı vardır. Ama daha ileriki yıllarda doğrudan doğruya topluma karşı düşünülmüş koruganlara ihtiyaç duyuldu.

Böylece, duvarlar, koruganlar, siperler, her türlü koruyucu kabuk akıl edildi, icat edildi ve gerçekleştirildi. Bunun adına da “hukuk” dendi.

En basit, en sıradan bir örnek: Mahkemede yargıç ile savcının yan yana oturduğunu düşünün. Bu, Türkiye’de, ne kadar alışılmış bir manzaradır. Televizyona şükür, dünya kadar Amerikan, Anglo-Sakson kökenli film ya da dizi görüyoruz ve bunların arasında mahkeme mekânlarında vakit geçireni, avukat bürolu falan filmlerin sayısı hiç de az değil. O Amerikan film veya dizilerinde savcıyı yargıcın yanına kurulmuş otururken düşünebiliyor musunuz? Gördüğünüz o duruşmalı filmlerin bütün mantığını yerle bir etmez miydi bu durum?

Bütün ilişkiler bambaşka: yargıçla savcının, yargıçla avukatın, savcıyla avukatın ilişkileri bambaşka. Jürinin hepsi ile ilişkisi bambaşka. O filmlerin mantığı değil de, bir voleybol maçının mantığı bizim mahkemelerde durum: savcı “pasör”, yargıç “kütör”.

Benim bildiğim “Anayasa”larda, “Savcı ile Yargıç yan yana oturur” diye bir madde olmaz. “Yan yana oturmaz” diye de bir madde yoktur. Ama “oturmaz” demediği halde oturur ve “oturur” demediği halde oturmaz. Çünkü herhangi bir yasa metninde yazılı olmayan anlayış bizde (ve oralarda) böyle biçimlenmiştir. Onlar ikisi “devlet”tir. Aralarında her türlü ilişki, iletişim kanalı kurulmuştur, aynı yerde oturur kalkarlar, çünkü zaten öyle yapmaları istenir.

Bu bir tane örnek de, daha neler var. Onun için, diyorum, “Anayasa değiştirelim” diye ayaklanıp gırtlak gırtlağa gelmeden önce, toplum ile devletin karşı karşıya gelme biçimlerine demokrasi getiren uygulamalardan, pratiğin kendisinden başlanabilir. Bunlar, Anayasa değişebilse de, nasıl olsa yapılması gerekli şeyler.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89