• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 1 °C

Acısını kitaplara döken kadınlar

Cihan Aktaş

Yılın yoğun çalışma dönemleri kapanmaya yüz tutarken aklıma yolculuk yazıları düşer ki bavul hazırlığına da başlamış olurum aynı tarihlerde. Yazı neredeyse yazılmıştı zih...nimde, derken e-postama Yasemin Öz’den gelen mesajı okudum, zihnimdeki paragraflar altüst oldu. İsmini ilk kez yayımladığı kitapla duyduğum Nevin Berktaş’ın hayatı bir işkenceler manzumesi.

Daha önce de kocası tarafından aldatılan Meryem Tezel’in yazdığı kitapla ilgili haberi okumuştum bir haber sitesinde.

Benliğinizden kan sızdıran acının sorumlusu bazen devlet adına hareket ettiğini söyleyen yüreği taşlaşmış bir memur, bazen de kaç yıllık hayat arkadaşınız olabilir.

Karanlık hücrede arkasına devletin görkemli iradesini almış ve insan olarak da haddini aşmayla mümkün bir kötülükle kalbini karartmış birileri, sizi etinizi canınızı kıymık kıymık ederek bildiğiniz veya bilmediğiniz bir şeyleri anlatmaya, kabullenmeye zorluyor.

Nevin Berktaş 1958 yılında Adana’da doğdu. 80 öncesi yıllarda bir çok kez gözaltına alındı, kısa süreli tutuklamalar yaşadı.12 Eylül sonrası Adana’da bir kez daha gözaltına alındı, altı ay tutuklu kaldı, 1983 yılında İstanbul’da tekrar gözaltına alındığında yoğun işkencelere maruz kaldı. Defalarca tutuklandı, hapis yattı, çıktı, gözaltına alındı, yine işkence gördü ve gözaltında kaybedilme tehlikesi yaşadı. 2007 şubat ayında tahliye olduğunda toplam 21 sene cezaevinde kalmıştı. Bu haliyle Türkiye’de en uzun süre hapis yatan kadın tutsak oldu. 2000 yılında, yayınlandığı hafta toplatılan İnancın Sınandığı Zor Mekânlar: Hücreler kitabını yazdı. Yazarına, yayınevine ve matbaaya açılan davalar sonunda 10 aylık hapis ve para cezası verilince Berktaş, 2 Kasım 2010’da tekrar tutuklandı.

Biliyorum, şimdi bazı okurlarımız, “İyi de işlediği suç neymiş, onu da yazsana!” diye mesajlar gönderecek. İşkence görenin bedeninin ve ruhunun kaydettiği ağır bedelin yanında işkence sebebinin ne önemi var!

Bir de İlke Haber’in Zeynep H. Kıllı’yla yaptığı röportajı okudum üstelik. Yedi aylık hamileyken Diyarbakır işkence evine götürülen Zeynep Hanım’ın anlattıklarının hangi birini aktarayım buraya... İşte, işkence sahneleri ve sesleri kimsenin peşini bırakmıyor sonraki yıllarda, tabii ölmez de sağ kalırsa. Uyuşturucu, kanser, intihar, kalp krizi, zihnî gerileme işkenceyi takip ediyor; Zeynep Hanım sayısız örnek veriyor. Kendisi belki anne olmanın getirdiği sorumluluk duygusuyla işkencenin zehrini benliğinden akıtmış. Hollanda’da yaşıyor, çalışıyor. Oyuncu, danışman, yönetmen, göçmenler için daimi bir kılavuz, dost. Ve şimdi çocuklarına doğduğu ülkeyi sevdirme çabası içinde... Keşke doğduğu ülke de ne yapıp edip onun gönlünü almayı başarabilse...

“Diyarbakır’a ne Oldu?” başlığıyla bir yazı yazmıştım Özgün Duruş’a önceki ay, Maraşlı kalem arkadaşım Cüneyt Cesur’un anlattıklarına dayanarak. Kimse tam zamanında bilemedi Diyarbakır Cezaevi’nde neler olup bittiğini. 1983 yılının günlerinden bir gün Gavurdağları’nı arkada bırakarak Maraş’a doğru ilerlerken ansızın dehşet içinde görünen eli silahlı bir adam Cüneyt’le babasının içinde bulunduğu kamyonun önünü kesti ve onlardan Diyarbakır’da neler olduğunu öğrenmek istedi. Onlar bir şey bilmiyordu, yoldan geçen başkaları da bilmiyordu, yine de adamı yatıştırmak için her şeyin yolunda olduğunu söylediler.

O hapishanenin yakınlarında bulunan insanlar bile yüksek duvarlardan taşan çığlıklar karşısında kapıldıkları dehşetle ve bir tür aczin yol açtığı sorularla ruhsal işkence yaşamaya devam ediyorlar; aynı yıllarda cezaevine yakın bir fabrikada mühendis olarak çalışan eniştemin anlattıklarına dayanarak söylüyorum bunu.

Yeryüzünün herhangi bir köşesinde fiziksel işkencenin sürmesine izin veren herhangi bir oluşum karşısında soru sormayı sürdürmek, müdahil olmanın yollarını aramak, insanın kendi türüne ve Allah’a borcu.

Bizim kadınlarımız, ortalama Anadolu kadınları yani, hayatta en fazla kocalarına güvenmek isterler ve çoğu kez devlete kocalarından daha fazla güven duydukları olur. Kocaları ve devletin hayal kırıklığına uğrattığı kadınların hayatın orta yaşlarında yeni bir başlangıç yapmaları hiç kolay değil.

Kocası ve kızkardeşi tarafından ihanete uğrayan Meryem Tezel de ola ki çıldırmamak için yaşadıklarını bir kitaba dökmüş. İnsanın aklına derdini kuyulara döken Hazreti Ali geliyor. Gayya kuyusunu andırmaya başlayan steril hayatlarda dert cümlelerini içine çekecek kuyu bulamamak ya da bilge insanların tesellisine ulaşamamak da apayrı bir azap, yarası kanamaya devam eden bilinçler açısından...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89