• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 10 °C

Abdullah Öcalan: ‘PKK Onursal Başkanı’

Emre Uslu

Uyguladığı akıllı politika ile Abdullah Öcalan özellikle 1999’dan sonra, yani hapsedildikten sonra, PKK liderliğinden “Kürt halk önderi” “Reber, Serok” mertebesine çıkmayı başarmıştı. Şemdinli saldırısı ile PKK onun “Reber” rütbesini söktü ve tenzili rütbe ile onu “PKK Onursal Başkanı” noktasına itti.

Öcalan 1999’dan sonra özellikle hapisteki koşullarını iyi değerlendirmiş, herkes onun bitişini ve bir kenarda unutuluşunu beklerken o, önce müthiş bir dönüşle Türk halkındaki öfkeyi soğutmak için PKK’yı Kuzey Irak’a çekmiş, bu arada geçen çatışmasızlık döneminde de kendine yatırım yapıp “Kürt halk önderi” olduğunu en azından Kürtlerin önemli bir bölümüne kabul ettirmişti. Çatışmasız geçen 1999-2005 arasında en etkin Kürt siyasi faaliyetlerinden biri Öcalan’ın doğum gününün kitlesel gösterilerle kutlanmasıydı. Bu Öcalan’ın akıllı stratejisinin bir parçası olarak “Kürt halk önderi” olma yolculuğunda attığı adımlardan sadece bir tanesiydi.

Öcalan bu stratejiyle PKK’nın kendisine bağımlı olmasını garantiledi. “Kürt halk önderi” sıfatı ona öylesi bir kazanım sağladı ki, ne PKK içinden bir kimse ne de Kürt siyaseti içinden önderler Öcalan’ın önderliğini sorgular hale düştüler.

Böylece Öcalan bir mıknatıs olarak bütün topluiğneleri etrafında toplayıp birlikte stratejisinin ikinci aşamasına geçti.

Bu aşama “barışın mimarı” olma aşamasıydı. Öcalan kendisini özellikle Mandela ile eşdeğer bulup ülkeye hatta Ortadoğu’ya “barışı getiren adam” olarak adını tarihe yazdırmak istiyordu.
Böylece hapisten de kurtulmayı hesap ediyordu. Bunun için çok uzun görüşmeler de yaptı.

Bu görüşmelerde kendi liderliğine ve örgüt üzerindeki hâkimiyetine çok güveniyordu ama devlete güvensizliği derindi. Bunun için bu güvensizliği bir tür garantiye almak için aracılar üzerinden devletle yaptığı görüşmeleri kamuoyuna da yansıttı. Balıkçı, tam da bu iş için kullanıldı örneğin. Ben bu nedenle Balıkçı’ya “aracının aracısı” diyorum. Bu stratejiyle Öcalan devletin kayış atmasını önlemek ve sorumluyu kamuoyu ile paylaşarak barış sürecini kimin dinamitlediğini açıkça kamuoyuna göstermek istiyordu.

O, devletin hep kendisine kazık atacağını beklerken bizzat örgütü kazık attı Öcalan’a. “Halk savaşına gerek kalmadı barış protokolleri hazırladık” dediği günlerde askerler kaçırıldı ve Silvan’da 13 asker şehit edildi. Böylece Öcalan bir mıknatıs gibi etrafına topladığı topluiğnelerin ihanetine uğradı.
Bizzat örgütü o topluiğneleri Öcalan’a batırdı ve artık Öcalan’ın “barışın mimarı olma” stratejisini bir daha onarılmayacak derecede riske attı.

Ancak bu dönemler Öcalan için kritik dönüşleri yaptığı dönemlerdir. Bu nedenle ben Öcalan’ın psikolojisi üzerine azımsanmayacak gözlem yapmış, neredeyse yayımlanmış bütün eserleri okumuş biri olarak ÖCALAN’DAN ŞU SIRALAR BEKLENMEDİK BİR AÇILIM BEKLİYORUM.

Nedenini Öcalan’ın çocukluğuna gidip psikolojik şekillenmesi çerçevesinde anlatmaya çalışayım: Çocukken Öcalan’ın psikolojisini şekillendiren üç unsur, pısırık baba, kavgacı anne, ve çevresinden onay bekleyen Abdullah olgusudur. Bu ortamda Öcalan çocukken sırf köylülerin onayını kazanmak için yılanlardan korktuğu halde yılan avcılığına başlamış. Böylece edindiği “yılan avcısı” ünü ile hem saygı kazanmış hem de çevresindeki çocukları yılan avlamak, kuş avlamak bahanesiyle dağa çıkarmış. Bu tutum aslında bir yandan köyden kaçış, uzaklaşma, hem de kendine güvensizlik nedeniyle yanında birilerini bulundurma isteğini de gösteriyor.

Öcalan, pısırık babasını hiç onaylamamış. Baba pısırık olduğu süre içinde onu takmamış, maniple etmiş, babası ile ilk karşılaşmasında, ilk kavgada ise evden kaçmış ve başka bir ilçede yaşayan ablasının yanına gitmiş. Yani ilk otoriter karşı karşıya gelişinde evden kaçmış. Tıpkı 1980’de de Türkiye’den kaçtığı gibi. Ancak kaçtığı yerden kavgasına devam etmiş.

Vamık Volkan bu durumu şu şekilde analiz ediyor: “Onun derdi Türklükle değil, kendine göre kötü çocukluğunu temsil eden Kürtlükle. Köylülerin saygısını kazanmak ve kendisini ‘korkak’ babasından ayırmak için, korktuğu halde yılanları öldürdü. Kürt kökenli vatandaşları öldürerek de babayı, anneyi, kendi benliğini öldürmeye çalıştı. Ve bunun yanında Kürtlüğü idealize etmeye çalıştı. Aslında çıkış noktası yeni bir ‘aile' kurmaktı. Bunu ‘yeni bir Kürtlük' oluşturarak yapacaktı.”

1999’da Öcalan
kaçtığı eve, Türkiye’ye, getirildi. Otorite karşısında önünü ilikledi ve otoriteye saygı duyduğunu gösterdi. (Devlet) baba otoritesi zayıflamaya başladığı zaman da yeniden onunla kavga etmeye, onu maniple etmeye başladı. Kürt çocuklarını “yılan öldürmek” üzere yeniden dağa çıkardı (2004’te terörü yeniden tırmandırdı). Kendi otoritesini kurup pısırık babaya “yol haritası” sundu. (Bu sırada babayı devlet adına Beşir Atalay temsil ediyordu ve o yol haritasına çerçevesi net çizilmemiş Açılım ile cevap verdi.)

Ancak hesaplamadığı bir durum oluştu. Baba yol haritasını da görüşmeyi kabul etti ama dağa çıkardığı çocuklar ona ihanet etti. Dağa çıkan çocuklar da artık iyi birer “yılan avcısı” olduklarını göstermek için esas yılan avcısının otoritesine çizik attılar. Bunun karşısında (devlet) baba da sertleşmeye başladı. (Bu sefer baba Atalay değil bizzat otoritenin sahibi Tayyip Erdoğan olarak karşısına çıktı Öcalan’ın.) Tıpkı çocukken yaptığı gibi Öcalan yine evden kaçtı; “ben aradan çekiliyorum” diyerek.

Ancak bu sefer gidecek bir abla evi olmadığından, baba otoritesi de giderek ağırlaştığından Öcalan’ın yeniden 1999 başına dönmesi olasılığı hayli güçlü. Bunu sadece psikolojik gerekçeler için söylemiyorum. Öcalan artık “Kürt halk önderi” olma pozisyonunu ve “barışın mimarı” olma avantajını yitirmek üzere. Hatta artık Öcalan için “PKK Onursal Başkanı” demek bile yanlış olmaz. Bu Öcalan için bir tenzili rütbedir. Bunu bizzat onun sözünü dinlemeyen PKK Silvan’da ilan etti. Öcalan’ın “Reber” rütbesini bizzat PKK söktü. Hatta PKK Öcalan’ı öldürdü demek bile ileri yorum sayılmaz.

Bu durumda Öcalan ya mevcut durumu kabul edip “PKK Onursal Başkanı” olarak unutulup ölecek, ya da yeni bir manevrayla yeniden “Reber” olabilmek için yeni bir anlaşma uzatacak devlete. Ben şu günlerde o anlaşmayı uzatma hamlesi bekliyorum. Tabii yeni-PKK artık “Onursal Başkan” Öcalan’ı takarsa...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89