• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 3 °C

ABD'nin yeni Lozan'ı Cenevre 2 Konferansı

Ferda Çetin

1923 Lozan Antlaşması, 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşmasının devamı netiliğindeydi. Kasr-ı Şirin, Kürdistan’ı Persler ve Osmanlılar arasında ikiye bölüyorken, Lozan Antlaşması Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında dörde bölüyordu.

24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması’ndan bugüne köprüler altından çok sular aktı. Kürt halkı ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın dört sömürgeci devlet ile birlikte geliştirdiği sömürge statüsünü yıkacağını, zorlu mücadeleler ve ağır bedeller ödeyerek gösterdi.

Kuzey Kürdistan’da 1925 Şeyh Said ve 1937 Dêrsim İsyanları, özünde sömürge statüsüne karşı çıkıştır. Güney Kürdistan’da 1931, 1943 ve 1961 yıllarındaki ayaklanmalar da Kürdistan’daki yabancı egemenliğine son verme amaçlıdır.

Doğu Kürdistan’da, 1946’da Mahabad Kürt Cumhuriyeti ilanı, Lozan Antlaşması’nın hükümsüzlüğünün ilanıdır. 1978’de PKK’nin kuruluşu ile dört parçayı kapsayan özgürlük mücadelesi ise sadece bir tepki hareketi olarak sömürgeci statünün reddini değil; Kürt halkının kendi statüsünü oluşturma mücadelesine dönüşmüştür.

Doğu Kürdistan’da, İran İslam Diktatörlüğü yakın ve etkili bir "iç mücadele” ile karşı karşıya olmamasına rağmen, Lozan statüsünün en zayıf ve kırılgan halkası konumundadır.

Kuzey Kürdistan’da Türkiye’nin, Lozan Antlaşması’na dayanarak oluşturmak istediği sömürgecilik, hem düşünsel hem kurumsal anlamda büyük bir darbe alarak geçersiz kılınmıştır. Bugünkü mücadele, hükümsüz kılınan Lozan’ın yerine neyin nasıl konulacağı mücadelesidir. Türk devletinin AKP, CHP, Fethullah Gülen teşkilatı ve benzeri oluşumlarla Kürdistan’ı entegre planına karşı, Kürt halkının kendi iradesi ile kendisini yönetme kararlılığı devrededir.

Güney Kürdistan’da Kürt halkı, Baas rejimine karşı mücadelesinde başarılı olmuş; Lozan’da oluşturulan statüyü parçalayarak kendi federe yönetimini oluşturmuştur.

Rojava Kürtleri ise Baas rejimi ve ithal çetelere karşı şiddetli bir savaş yürüterek demokratik özerkliğini ilan etmiş, Lozan Antlaşması’nın Suriye ayağını geçersiz hale getirmiştir.

Suriye’nin Rojava dışında kalan coğrafyasında ABD, İngiltere, Fransa, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün’ün desteklediği çeteciler, rejimle ve birbirleri ile kıyasıya bir savaş içindedir. Bu devletlerin bütün çabalarına rağmen, Esad rejimine karşı muhalifler birleşememekte, gerçek anlamda bir "ulusal koalisyon” oluşturamamaktadır. Rojava dışındaki alanlarda, çeteler arasındaki savaş, sivil halka yönelik şiddete, hırsızlık ve talana dönüşmüş, tam bir kaos durumu yaşanmaktadır.

Rojava’da ise Kürtler özerk yönetimlerini ilan etmiş; başta savunma güçleri olmak üzere, belediyecilik, eğitim, sağlık, ekonomi, kültür faaliyetleri kurumsal bir niteliğe kavuşmuştur. Rojava’da sadece Kürtler değil; Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve Hristiyanlar ve Ezidiler de güven içindedir. Suriye’nin diğer alanlarındaki şiddet, katliam ve tecavüzlerden kaçanlar da Rojava’ya sığınmaktadır.

Tablonun böyle olduğunu yüzlerce batılı gazeteci, Rojava’da incelemeler yaparak haber ve fotoğrafları ile kamuoyuna taşırmaktadır. Ama bütün bu çıplak gerçeklere rağmen, Birleşmiş Milletler Teşkilatı, Cenevre’de yapılacak toplantıya, Rojava’nın meşru temsilcilerini değil; birbirleri ile çatışan çeteleri ve batı başkentlerinde konaklayan kravatlı işbirlikçileri davet etmektedir. BM, Cenevre’ye sorunun sebebi olan, Suriye’nin geleceği için hiçbir projeleri ve tasarımları olmayan paramiliter güçleri çağırıyor, Rojava Kürtlerini çağırmıyor.

Birleşmiş Milletler, Cenevre-2 Konferansı’na ABD, İngiltere, Rusya, Fransa, Almanya, Çin, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Mısır, Cezayir, Fas, Irak, Lübnan,İran, Türkiye, Ürdün ve muhalifleri temsilen Suriye Ulusal Koalisyonu’nu davet etti. Görüldüğü gibi Suriye ile hiçbir ilgisi olmayan, ama ABD işbirlikçisi olduğu kuşkusuz olan bir çok devlet çağrılı olduğu halde, bir tek Rojava Kürtlerinin temsilcileri davet edilmedi.

BM demek ABD demek. ABD, BM eliyle Cenevre’de ikinci bir Lozan projesi yürütmek istiyor. Onun için de Kürtleri çağırmıyor, Kürtler adına konuşacak yeni "İnönü”ler bulup buluşturuyor. Ölmüş, geçersiz kılınmış, Kürt halkının hiçbir şekilde kabul etmeyeceği belli olan bir projeyi yeniden ısıtıp sunuyor.

Ama hayat ABD’nin istediği ve planlandığı gibi değil, halkların bildiği gibi akacak. Çünkü; ABD Filistin’e, Afganistan’a, Yugoslavya’ya, Irak’a, Kıbrıs’a nasıl bir "barış” getirdiyse, Suriye ve Rojava’ya da aynısını düşünüyor. Cenevre Konferansı’ndan hiçbir şey beklememenin somut bir sebebi daha var: Birleşmiş Milletler denilen ABD uydusu teşkilat, kurulduğu günden bugüne kadar aracılık ettiği ve çözmek adına girişim başlattığı hiçbir ihtilafı çözememiş, hiçbir savaşı sona erdirememiştir.

Tek bir örneğini bilen varsa söylesin…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89