• BIST 109.211
  • Altın 151,058
  • Dolar 3,6671
  • Euro 4,3282
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 19 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 12 °C

90'ların bedelini barışla ödemek...

Ceren Kenar

Türkiye'ye dair tartıştığımız birçok şey bir yanıyla Türkiye'ye özgü, diğer taraftan istisnai değil. Ceberut bir ulus devletin milliyetçi politikalarının sebebiyet verdiği bir etnik çatışma... Bu etnik çatışmanın meydana getirdiği bir silahlı grup. Bu silahlı grubun oluşturduğu bir “direniş” siyaseti ve mücadelesi. Ve bu “direniş” siyasetinin mafyatik yöntemleri benimsemesi. Haraç alma, yol kesme, kaçırma gibi kriminal metotları kullanması. Otoriter bir devlete karşı mücadele iddiası ile yola çıkan ve kendi muhaliflerine o otoriter devletten bazen daha da sert davranan bir örgüt.

“Direnmek” ve yönetmek farklı kavramlar. Tanım gereği farklı metotları, farklı ideolojileri içeren farklı siyaset biçimleri.

Kürt hareketinin şiddet ile olan sorunlu ilişkisine ek olarak bir problem daha var: Kürt hareketinin yönetim becerisi ve kapasitesi. PKK muhalifleri PKK'yı Baas'a benzer bir otoriter hareket olarak tanımlarken, bölge halkı haraç benzeri zorbalıklardan şikayetçi. BDP'nin belediyecilik faaliyetlerinin zayıf ve kötü olduğuna dair neredeyse bir konsensüs var.

Tüm bunlara rağmen, PKK ve HDP'nin bölgede desteği sağlam.

Diyarbakır'da HDP'nin kalelerinden biri olan Bağlar'da sokakta gençler ile konuşuyorum. Bağlar'da meşum Diyarbakır Cezaevi'nin önünden geçtikten sonra, Türkiye'de şehir yoksulluğunun en sert yaşandığı sokaklardan birindeyiz. Bir sokakta kına gecesi, Kürtçe içinden PKK kelimesini seçebildiğim bir şarkı ile halay çekiyor mahalleli. Diğer sokakta çocuklar, çamurdan taştan kendine oyuncak yapıyor. Çocukları izlediğimi gören bir mahalleli, “onlar da siyasetten anlar burada, oynarken bile slogan atarlar, biji Kobani derler” diyor gülümseyerek.

Konuştuğum gençlerin eğitim düzeyleri yüksek değil, çoğu ortaokuldan terk. Ancak siyasi bilinçleri yüksek. Gösterilere düzenli katıldıklarını söylüyorlar. Türkiye'nin farklı fakir mahallelerinde duyabileceğim şikayetleri var. İşsizlik, hayat pahalılığı gibi. Ortak talep daha iyi yaşamak. Ancak burada öfkeyi arttıran başka bir unsur daha var. Devlete kızgınlar. AK Parti'ye öfkeliler. Barış süreci konusunda sinikler. 1990'ların hayaleti, anlatısı, travması bugünkü radikal görüşlerin en önemli mühimmatı.

AK Parti'nin IŞİD'e destek verdiğine dair keskin bir inanç var BDP tabanından. Bu inancı nereden edindiklerini sorduğum zaman PKK yanlısı medyayı gösteriyorlar. İMC'de duyduklarını söylüyorlar. Daha somut örnekleri sorduğumda, Gaziantep'te IŞİD'in eğitildiği büyük kamplar olduğunu, hatta devletin IŞİD'e tank verdiğini söylüyorlar. Bu iddiaların gerçekten uzak, uçuk bir propaganda olması, Kürt tabanında inandırıcılıklarını azaltmıyor. Devletin her türlü kötülüğü yapabileceğine duyulan sarsılmaz inancı süsleyen bir garnitür işlevi görüyor aksine.

6-7 Ekim olaylarında Kürt hareketinin sorumluluğu olduğuna inanmıyorlar. Devlet ve provokasyon sözlerinin bol bol geçtiği bir cevap veriyorlar. Tam konuşurken, iki tane sakallı, aynı mahallenin genci geçiyor yanımızdan. “Bunlar” [Hüda-Parlılar] “polisle, devletle iş birliği yapıyorlar” diyorlar. Hüda Parlılarla görüştüğümü, aksine onların da polisin etkisinde kaldığını, 6-7 Ekim olaylarında devletin onları korumadığını söylüyorum, omuz silkiyorlar. Tam bu sırada bir tanesi, “geçenlerde bizim gençler bunların binasına patlayıcı koydu” diyor, konu hızla değişiyor, herkesin bildiği “sır” fazla deşilmiyor.

Ne istiyorsunuz devletten diye soruyorum. “Batıdakilerle aynı şartlarda yaşamak istiyoruz” diyorlar. Biraz daha açmalarını istiyorum, “polis bize batıdakilere davrandığı gibi davransın” diye ekliyorlar. Başka ne istiyorsunuz diye ısrarla soruyorum. Bir sessizlik hakim oluyor. “Anadilde eğitim” diye ben soruyorum, “evet isteriz” diyorlar. Gençlerin talepler konusunda sessizliğinden rahatsız olan orta yaşlı bir başkası, “genel af” diye ekliyor.

Diyarbakır'ın varoş mahallelerinde tek sorun siyasi ve ekonomik değil. Uyuşturucunun yaygınlığı herkesin dilinde. Uyuşturucunun meydana getirdiği sosyal tahribat bölgede çok ciddi bir sorun.

Türkiye değişse de, PKK 1990'ların metotlarına sadık kalmaya devam ediyor. Edebiliyor, çünkü 1990'ların hayaleti ve travması, bugün hâlâ ideolojik endoktrinasyon için kullanılabiliyor. Edebiliyor, çünkü PKK'nın zinde kuvvetlerini oluşturan kitleyi, 1990'larda köylerinden zorla göç ettirilen, şehir yoksulluğunda büyüyen bu gençler oluşturuyor.

Bugün barışın önündeki en büyük engel bu geçmişin politik istismar olarak barışa karşı kullanılması. Kürt hareketi 1990'ların öcünü barışı sabote ederek mi almak istiyor? 1990'ların bedelini barıştan feragat ederek mi ödeyeceğiz?

Bu soruların cevaplarını Kürt siyasetçilere ve akademisyenlere soruyorum. Buradan devam...

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89