• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 24 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 14 °C

7 Haziran seçimine doğru

Bayram Bozyel

7 Haziran’da yapılacak seçimlere katılacak siyasi partilerin milletvekili aday listelerini YSK’ye teslim etmesiyle seçim sürecinde önemli bir dönemeç geride bırakıldı. Bu arada siyasi partilerin milletvekili aday listeleri bir hayli tartışıldı. Listelerin oluşum tarzı, partilerin aday profilleri ve seçim sonuçlarına olası etkileri üzerinde epeyce konuşuldu.

Arada bir seslendirilen ancak bu seçim sürecinde üzerinde pek durulmayan temel konu, mevcut siyasal sistemin demokratik açıdan kusurlu niteliği. Bir ülkede her birkaç yılda bir seçime gidiliyor olması, o ülkenin demokratik bir sisteme sahip olduğu anlamına gelmez. Demokrasi, toplumun bütün kesimlerinin ilkesel olarak eşit koşullarda ve düzeyde siyasal sürece katılımını sağlayan kurallar ve kurumlar rejimidir. Ancak demokratik bir sistem, ilkesel eşitliği pratikte mümkün kılacak demokratik prosedürler olmadan gerçek hayatta karşılık bulamaz.

Türkiye’de demokratik bir sistemin inşası önündeki en önemli engellerden biri hiç kuşkusuz siyasi partiler yasası, başka bir ifadeyle siyasi partiler rejiminin anti demokratik yapısıdır. Siyasal partilerin demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğuna sıklıkla vurgu yapılır. Gerçekte ise Türkiye’de siyasal partiler; üniter, tekçi ve otoriter siyasal sistemin olmazsa olmaz dişlileri, onu besleyen temel aygıtlar olarak kurgulanmış. Başka bir ifade ile siyasi partiler demokrasiye kan taşıma işlevinden çok, otoriter ve tekçi sisteme demokratik meşruiyet kazandırma amaçlı manipülatif organlar gibi çalışıyor. Bu açıdan bakınca, siyasal partiler sistemini verili anayasal düzenin tipik bir prototipi olarak nitelendirmek mümkün. Aşırı merkeziyetçi niteliği, lider kültüne ve kastlaşmaya uygun yapısı, tabanın katılımını hiçe sayan işleyişiyle mevcut siyasal partilerden demokrasiyi inşa işlevini beklemek oldukça zor.

Bu gerçek en bariz bir biçimde partilerin milletvekili aday listelerini hazırlama aşamasında görüldü. AKP Genel Başkanı ve Başbakan Sayın Davutoğlu, aday listelerini hazırlarken günlerce dört duvar arasına kapandıklarını ve bu süreci bir sır gibi en yakın çevrelerinden saklayarak işlettiklerini övünerek anlattı. Bu ülkeyi üç dönemdir yöneten ve büyük bir ihtimalle önümüzdeki dönemde de yönetecek olan bir partinin milletvekili aday listesini hazırlarken izlediği yöntem, Türkiye’deki parti yapısının anlaşılması açısından oldukça açıklayıcı. Ülkenin kaderini tayin edecek bir siyasal kadro, ilgili partinin tabanından bile sır gibi saklanarak elitler tarafından kapalı kapılar arkasında belirleniyor. Ve bize düşen de gidip sandıkta önümüze konulanı onaylamak düşüyor. Ne kadar demokratik bir seçim süreci bu, değil mi?

Milletvekili aday listesinin çeşitliliği ve renkliliği ile bunca tafra atan HDP’nin de liste oluşumunda izlediği yöntem bundan farklı değil. Şuradan buradan öneriler alınsa bile son tahlilde ‘ilgili’ bazı birimler her şeye son şeklini veriyor ve seçmene de her zaman ki gibi noter görevi ve önüne konulanı onaylamak düşüyor.

Geçmişte hiç olmazsa seçmenin bir partinin adayları arasında tercih yapma hakkı vardı, şimdi o hak da alındı.

Aday belirleme sürecinde belli bir oranda önseçime başvurarak farklı bir çizgi izleyen CHP’nin hakkını ise teslim etmek gerekir.

Peki, şu seçimdeki yüzde on baraj garabetine ne demeli? 12 Eylül darbe rejiminden mağdur olmuş ve bu mağduriyetin yarattığı rüzgârla iktidara gelen başta AKP olmak üzere diğer partilerin bunca zamandır söz konusu yasayı değiştirmemeleri, onların demokrasi konusundaki samimiyetsiz, fırsatçı ve ilkesiz karakterleri ile açıklanabilir ancak.

Demokrasinin, halkın kendi kendisi ya da seçtiği temsilciler tarafından yönetildiği bir rejimin adı olduğu söylenir. Ancak Türkiye’de yüzde on barajı nedeniyle bu durum farklı bir biçimde tecelli eder. Siyasal süreç, halkın bir kısmının halkın tümünü yönetmesini mümkün kılacak bir biçimde şekil alır. Seçim barajının gerisindeki zihniyet, halkın bir kısmını siyasal sürece katılım yetisi bakımından kısıtlı sayar. Atina demokrasisinde olduğu gibi seçme ve seçilme hakkı açısından toplumu kastlara böler. Ve sonra dönüp, büyük bir kurnazlık ve pişkinlikle sizi siyasal süreçte eşit koşularda yarışmaya davet ederler.

Türkiye’de yüzde on baraj garabeti durduğu sürece örgütlenme özgürlüğü, parti kurma, seçime katılma, seçme ve seçilme hakkı gibi argümanların tümü safsatadan öte bir anlam ifade etmez. Seçim barajı, Kürtler başta olmak üzere önemli toplum kesimleri için pratik anlamda siyaset yasağından başka bir şey değil. Çünkü parlamentoda temsil edilmeniz engellendikten sonra parti kurmanızın ne anlamı var? Bir parti sadece iktidara gelmek için kurulmak zorunda olmadığı gibi, toplumun ezici çoğunluğu adına siyaset yapmak zorunda da değil. Bir parti pekâlâ dar bir bölgeyi ya da azınlıkta olan bir toplum kesimini örgütlemek ve parlamentoda temsil etmek için de yola çıkabilir. Birçok ülkede etnik ve dini azınlık gruplarını temsil etmek üzere kurulmuş partiler var. Örneğin Güney Kürdistan’da nüfusun azınlıkta kalan Türkmen, Süryani ve Ermeni topluluklarının partileri var ve bunlar seçim barajlarıyla engellenmek bir yana, kendilerine ayrılan kotalar nedeniyle her koşulda parlamentoda temsil ediliyorlar.

Bu çerçevede, yüzde on barajının içerdiği hile, zorbalık ve çarpıklığın deşifre edilmesi bakımından HDP’nin parti olarak seçime katılmasını yerinde buluyorum. İstisnalar hariç, yüzde on barajı nedeniyle bağımsız adaylarla seçime girmek mevcut seçim sistemine bir çeşit meşruiyet atfetmek olurdu. Yüzde on barajı, etrafında dolanarak değil üstüne gidilerek aşılabilir.

Bu tablo içinde hala 7 Haziranda ‘milli irade’nin nasıl şekilleneceğini mi merak ediyorsunuz? Partilerin aday listeleri kapalı kapılar ardında belirlendiğine ve barajı aşacak partiler de (HDP hariç) şimdiden belli olduğuna göre bu koca seçim oyunu neyin nesi?

Seçimlerin belki de göstereceği tek şey, demokratik olmayan prosedürlerle demokrasinin kurulamayacağı gerçeğini ortaya koyması ve buna ilişkin bilincin toplumsallaşmasına katkıda bulunması.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89