• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 1 °C

’38 xo vira mêke

Cafer Solgun

4 Mayıs 1937’de olağanüstü bir gündemle toplanan Bakanlar Kurulu, “çok gizli” bir karar aldı. Karar “gizli” idi ama sonuçları ve yol açtığı acı gizlenecek gibi değildi. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ile Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın da katıldığı ve alınan kararı imzaladığı bu toplantıda, orduya Dersim’e “tenkil” emri verildi... 

Bu, aslında hazırlıkları uzun süredir devam eden bir harekât idi. Daha 1926 yılında Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in görevli olarak hazırladığı ve hükümete sunduğu raporda, Dersim “çıbanbaşı” olarak nitelenmiş, askerî harekâtın “şart” olduğu söylenmişti. Farklı “ıslah” önlemleri öneren görüşler ortaya çıkınca, Fevzi Çakmak’ın “mütalaa”sı, “Dersimli okşanmakla kazanılmaz, silahlı müdahale şarttır” şeklinde olmuştu. Mustafa Kemal de, 1936’da yaptığı Meclis’i açış konuşmasında, Dersim’in en önemli “dâhili mesele” olduğunu ilan etmiş ve “çıbanın kökünden kesilip atılması” için hükümete istediği yetkilerin verilmesini istemişti. 

1935yılında kanunla adı “Tunç Eli” yapılan Dersim müşkülesini “halletmek” göreviyle 4. Umum Müfettişlik kuruldu ve başına da Kürt celladı Sakallı Nurettin Paşa’nın damadı Korgeneral Abdullah Alpdoğan getirildi. Alpdoğan “koloni valisi” yetkileriyle donatılmış olarak bölgeye geldiğinde, ilk işi aşiretlerin elindeki silahları toplamak olmuştu. Bunlar eski ve çoğu Osmanlı-Rus harbinden kalma silahlardı. 

1937yazı boyunca Dersim coğrafyası kana boyandı. Seyit Rıza ve Koçgiri katliamından sağ kurtulup Dersim’e sığınan Alişêr Efendi’nin kelleleri isteniyordu. Alişêr ve eşi Zarife Hatun’un kelleleri Temmuz ayında Alpdoğan’ın önüne konuldu. Dersim’in “tılsımı” ilk o zaman bozuldu belki. Dersim’in evliyaları belki bu yüzden sırt çevirdiler Dersimlilere... 

1937 Eylül’ünde Seyit Rıza Erzincan’a teslim olmaya giderken yakalandı. Elazığ’a götürüldü. İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarından biliyoruz; eşi benzeri görülmemiş bir yargılama sonucunda 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan bir gece vakti asılarak öldürüldü. Asılan yedi kişiden biri, Seyit Rıza’nın 17 yaşındaki oğlu Resik Hüseyin idi. 

Seyit Rıza, yürütülen katliamın kendisinden dolayı olduğunu söyleyenlere devletin bununla yetinmeyeceğini söylemişti. Haklı çıktı. Dersimliler harekât bitti diye düşünürken, asıl toplu katliam ve sürgünler 1938 yılında yaşandı ve yer yer 1940 yılına değin devam etti. Munzur, kan ağladı... 

1938’de Mustafa Kemal’in geleneksel Meclis’i açış konuşmasını hasta olduğu için Başbakan Celal Bayar okudu. Bu konuşmasında Mustafa Kemal “Dersim müşkilesinin” halledildiğini duyurdu, hükümeti tebrik etti. 

Dersim, cumhuriyet tarihinin en kanlı harekâtıdır. İnkârcı resmî ideoloji zihniyetinin giriştiği toplum mühendisliği projesinde ne denli gaddar olabileceğinin en kanlı gerçeğidir. 

Dersimlilerin kuşaktan kuşağa birbirlerinin kulağına “38 ê xo vira mêke” (38’i unutma) diyerek yaşadıkları acı, yıllar sonra siyasetin gündemine geldi. Unutmuyoruz: Başbakan Erdoğan, 23 Kasım 2011 günü partisinin toplantısında, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu siyaseten “dövmek” maksadıyla da olsa, “Eğer devlet adına özür dilenecekse, böyle bir literatür varsa ben özür dilerim, diliyorum” dedi. 

Bu özür, evet, dilinin ucuyla ve siyasi bir polemik için söylenmiş olsa da, tarihîdir. Ama gerekleri yerine getirilmemiştir. Gerekleri yerine getirilmediği içindir ki o söz, durduğu yerde, söylendiği yerde çürümektedir... 

Dünyamızda yüzleşmenin bizimki kadar hayati bir ihtiyaç olduğu ve aynı zamanda bizimki kadar çürütüldüğü için anlamını yitirdiği bir başka ülke ve toplum örneği var mı?

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89