• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 11 °C

32 yılda ne değişti?

Reyhan Yalçındağ

Dün, 1980 askeri darbesinin 32. yıldönümüydü. Bu ülkede doğan ve yaşı 32 olan hiç kimse, savaşsız ve olağanüstü hal’siz, sıkıyönetim’siz tek bir gün dahi görmedi. Silahların gölgesinde barışın özlemiyle 32 yıllık ömrünün tamamını geçirmiş bu kuşak.

Peki 32 yıl geçti de ne değişti?

Askeri darbe sürecinde, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler küllen askıya alındı ve sıkıyönetim uygulamaları altında insanlar inim inim inletildi. Erdal Eren’in yaşı büyütülerek asıldı, onbinlerce insan cezaevlerinde yıllarca sürecek ağır işkencelere tabi tutuldu; gözaltı merkezilerinden ve cezaevlerinden tabutlar çıktı. Bugün de Kürtler ve tüm muhalifler, ardı arkası kesilmeyen operasyonlarla cezaevlerine konulmakta; Kürt çocuklar cezaevlerinde tecavüze uğramakta. Gerçekten birşeyler değiştiyse, neden bugün birçok cezaevinde yüzlerce Kürt, süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladı? Gencecik insanların sebepsiz yere özgürlüklerinden mahrum edilmeleri bir yana, bedenlerini açlığa yatırmaları es geçilecek bir durum değildir. Tıpkı 30 yıl önce olduğu gibi, insanların cezaevlerinde yaşamlarını yitirmemesi için herkesin ciddi bir duyarlılık göstermesi gereken bir süreçteyiz.

Her fırsatta askeri diktotaryanın bu ülkede yaşattığı acılara ve faşizme atıfta bulunan AKP, acaba 32 yıl sonra geldiğimiz aşamada tabloda herşeyin benzer biçimde yerinde durduğunu görmediğimizi mi sanıyor?

O günlerde kitaplar yakılıyordu, bugün de toplatılıyor; dahası gazeteci Ahmet Şık örneğinde de yaşadığımız gibi, henüz basılmamış kitaplar dahi toplatılırken, yazarları da yıllarca cezaevinde kalıyor!

O günlerde gazeteciler öldürülüyordu; bugün de İran ve Çin’i de sollayarak dünya ortalamasında tutuklu gazeteci oranında 1. sırada!

O günlerde “benden olmayan karşı taraftandır” denilerek toplum topyekün düşman edilirken; bugün aynı şeyin yapıldığını görmekteyiz.

O günlerde insanlar yargısız infaz cinayetlerine kurban gidiyordu: bugün Roboskî’de olduğu gibi hem çocuklar/siviller uçak bombalarıyla katlediliyor hem de failler korunuyor!

O günlerde idam için çocukların yaşları büyütülürken, bugün sokak ortasında, toplumsal gösterilere müdahalelerde, evlerinin balkonlarında, köyde hayvan otlatırken, mayına basarak… çocuklar öldürülüyor.

O günlerde askerler, her türlü devlet olanağından fazlasıyla nemalanan, her türlü imtiyaza sahip bir elitistler ordusu iken bugün, siyasi vesayet sahipleri, iktidar aracıyla palazlanıp servetlerine servet katıyorlar!

O günlerde de milletvekilleri zındana atılıyordu; bugün ise zındanda iken seçilenler, yüzbinlerce oya rağmen tahliye edilmiyorlar!

Ne mi değişti: vesayetin başındaki sözcük: askeri vesayetten siyasi vesayete! Tipik, “benden olmayan yok olamaya mahkumdur” otokrasisi! İmtiyazlı askeri ordu sınıfından imtiyazlı polisler ordusuna! Uğur Kaymaz, Enes Ata, Abdullah Duran, Mehmet Uytun, Sercan Kurt, Aydın Erdem’in katilleri polis olduğu için cezasız kaldı! Ne de olsa Kürt çocuk öldürmek mubah!

Bari her fırsatta “biz şu kadar demokratlaştık, mesafe akat ettik, askeriyenin fütursuz uygulamalarına son verdirdik! Demeyin” sizinkisi basbayağı bir iktidar kavgası, iktidarın el değiştirmesi; sermayenin de renk değiştirmesi! Kürtlere, kadınlara, ezilenlere, sünni olmayanlara, azınlıklara bu ülkede rahat nefes aldırmamak temel düsturunuz, hepsi bu!

Adalet mi? Ezilen halklar bedel ödeyerek, direnerek, yılmayarak, eninde sonunda adalete ulaşmayı başarmışlardır. Hiç şüpheniz olmasın ki bu coğrafyaya da bir gün adalet gelecektir!

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89