• BIST 89.573
  • Altın 146,325
  • Dolar 3,6382
  • Euro 3,9067
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 12 °C

30 Mart sonrasında muhatap kim?

Fehim Işık

30 Mart’ın kritik bir tarih olduğu konusunda kimsenin şüphesi yok...

Kürtler arasında 30 Mart sonrasında sürecin nasıl ilerleyeceği konusu tartışılıyor.

Kürt olmayanlar da bunu tartışıyor.

***

Bir yandan “tek alternatif benim” dayatmasında bulunan Erdoğan Hükümeti, diğer yandan tek mütefiki HDK-HDP bileşenleri olan, bunun dışındakilerin birlikte resim vermekten bile çekindiği bir Kürt hareketi...

Açık demek gerekirse Kürt hareketinin de içinde yer aldığı HDK-HDP bileşenleri henüz Türkiye’nin değişimine imza atacak, bu değişimi yönetecek kitlesel bir birikime sahip değil. Bu yapının motor gücünün yalnız başına Kürt hareketi olması bile başlı başına bir handikap.

Kürt siyasal hareketi HDK-HDP’nin diğer bileşenleriyle en azından dengeli bir noktada olsaydı ya da Türkiye’nin bugün CHP etrafında kümelenmiş sosyal demokratları bu yapının katılımcıları/kitlesel gücü arasında yer alsaydı durum daha farklı olabilirdi. Bu nedenledir ki BDP’nin eksik kaldığı “Türkiyelileşme” çizgisinin gelişimi amacıyla siyasal arenaya çıkan HDP, bırakın “Türkiyelileşme”yi geliştirmeyi, koşar adım “Kürdistanileşen” bir çizgi izlemeye başladı.

Elbet, Kürtlerin bu ülkede yaşadıklarını, Cumhuriyet’ten bu yana Kürtlere uygulanan zulmü, katliamları tüm açıklığıyla orta yere sermek siyaseten yapılması gereken en doğru şeydir. HDP’nin Kürtlere ve diğer halklara, inanç kesimlerine, ötekilere bu anlamda sahip çıkması, siyaseti açıktan sürdürmesi, sözünü sakınmaması önemli ve bir o kadar da değerlidir.

HDP’nin “Kürdistanileşme”sinden kastımız bu değil.

Belki de sorunu biraz daha anlaşılır kılmak için “Kürdistanileşme” ve “Türkiyelileşme” olarak tanımlanan kavramların yarattığı algıyıa kısaca değinmek gerekir.

Oldum olası bu kavramları anlamış değilim. Bu kavramların içini dolduran tek bir ikna edici metne de rastlamadım. Hal böyle olunca haklı olarak herkes kendince bu kavramlara bir anlam yükleyebiliyor.

Algılarımdan gördüğüm şu: Kürtlerin önemli bir kesimi Türkiyelileşmeyi, “Türk siyasetinin peşine takılma” olarak algılıyorlar; Kürt olmayanların önemli bir bölümü açısından ise Kürdistanileşme, “Kürt siyasetinin peşine takılma” olarak değerlendiriliyor.

Elbet farklı değerlendirenler de var ama kavramlar bu şekilde algılanıp söylemler bu tanımlamaya uygun yaklaşımlar üzerinden dillendirilirse, siyasetin de olağan zemininde sağlıklı bir şekilde yürümesini beklemek ham hayal olur.

Bu kavramları tartışmayacağım ama kavramlara yüklenen yanlış algı kırılmadığı ve herkesin kendi olarak yer alabileceği güçlü ve etkili bir birlik odağı olmadığı sürece, HDP-HDK, kendini aramaya devam edecek.

***

Şimdilerde gelişen algı 30 Mart sonrasında Kürt siyasi hareketinin ciddi bir muhatap sorunu olacağına yönelik...

HDK-HDP, Kürt siyasi hareketinin muhatabı değil, tarafıdır...

Kürt siyasi hareketinin muhatabı olacak güç aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda HDK-HDP’nin de muhatabıdır.

Beğenelim ya da beğenmeyelim, Kürt siyasi hareketi 2009’dan bu yana AKP ile bir süreci yürüttü. Süreç müzakereye evrilmemiş olsa bile AKP ile Kürt siyaseti arasında en azından diyalogun getirdiği “birbirini anlama/tanıma deneyimi” var. AKP, CHP’nin birlikte resim vermekten çekindiği Kürt siyasi hareketi ile yıllarca masada oturdu ve artık önemli bir deneyim sahibidir.

30 Mart’tan sonra bu tablo değişir mi?

Kendi derdine düşen AKP ve lideri Erdoğan, iddia edildiği gibi köşeye sıkıştıkça Kürt hareketine daha fazla sarılmayacak. Tam aksine kendi kitlesini daha da militanlaştıracak; karşıtlık politikasını daha da geliştirecek; hatta iktidar gücünü de kullanarak otoriter rejimi kalıcılaştırma yolunda daha ciddi adımlar atacak düşüncesindeyim.

Kürt hareketi de bunun farkında.

Bu nedenledir ki süreci tek başına AKP’ye bağımlı olarak yürütmemek için çaba gösteriyor.

Peki, geriye kalanlar kimler?

MHP, CHP ve en önemlisi de Türkiye halkları, demokrasi güçleri...

AKP’nin en geri dönemini yaşadığı, anketlerde oyunun hızla düştüğü bir ortamda hala kurucu zihniyetin korunması için cansiparane mücadele eden bir CHP; milliyetçiliği marifet sayıp ırkçılığa evrilen bir MHP gönüllü adım atmaz. Elbet AKP’ye adım attıran siyasal kararlılık, onlara da adım attırır ama kabul etmek gerekir ki bu zaman alacaktır.

Tüm zorluğuna rağmen esas güç, çözümü destekleyen ve oranı yüzde 70’lerde olan Türkiye halkları ve demokrasi güçleridir.

Sorunun tarafı olan HDK-HDP’nin çözümün garantörü olacak bu kocaman kitleyi aktive etme gibi bir sorumluluğu da var.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89