• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 3 °C
  • Berlin -4 °C

30 Mart 2014: Kazananlar ve kaybedenler

Yıldıray Oğur

Önce kazananlar…

Anket şirketleri:
Çoğu. Saçlarını boyatmayanlarının neredeyse hepsi. Ne dedilerse çıktı. Profesyonelliğin iyi bir şey olduğunu hatırlattılar. Güven tazelediler.

Bundan sonra daha çok kapıları çalınacak.

Leyla İmret:

1993’te 5 yaşındayken çatışmalar arasında kalan babasını kaybetti. Önce zorunlu göçe Mersin’e, sonra dayısıyla birlikte Almanya’ya gitti. Ancak geçen yaz kesin dönüş yaptı. Tahmin edin neden? 13 yıl sonra annesini ilk kez gördü. 21 yıl sonra babasının mezarını ilk kez ziyaret edebildi. Yaşı zaten 27. Sadece Cizre Belediye Başkanı değil, son 21 yılın da canlı hikayesi. Ve nereden nereye geldiğimizin. Yani Cizrelilerin verdiği 36403 oyla aslında kazanan hepimiziz.

Fethiye Atlı:

8 yıl memurluktan sonra 28 Şubat geldi. Uyarı cezaları, kınamaları raporlarla geçiştirmeye çalıştı. Suçu başörtüsüydü. Elazığ Keban Mal Müdürlüğü’nde görevliyken 2000 yılında Ankara’dan gönderilen bir müfettiş ifadesini aldı ve başörtüsü yüzünden memuriyetten atıldı.

DGM’ye dava açtı ama reddedildi. Bu eski Türkiye hikayesi 30 mart 2014 günü bitti. Kebanlılar yüzde 58.6 ile Fethiye Hanım’ı belediye başkanı seçtiler. Başörtüsüyle. Yakınlardaki barajın kapağından bile büyük bir kapak…

Seferi Yılmaz:

2005’te devletin “İyi çocuklarının” hedefi olmuş o kitapçının sahibiydi. Meşhur tabelası gözlerinizin önüne gelecek: Umut Kitabevi. Yıkılmış, camları kırılmış, halkın önünde provokatörleri yakaladığı meşhur kitabevinin sahibi. Şimdi Şemdinli Belediye Başkanı. Sandıktan çıkan oylar değil, ilahi adalet...

Ağrı:

Eğer itirazlarla sonuç değişmezse önümüzdeki beş yıl boyunca BDP Milano Milletvekili Sırrı Sakık’ın gustosuna emanet. Kardeşlerinden birini faili meçhul cinayetle, ikisini dağda kaybeden iki kardeşi hapiste, iki kardeşi sürgünde olan, en son evlat acısını da tatmış yakışıklı ve şık bir adamı seçen Ağrı, birkaç yıl sonra moda haftaları düzenlenmesi muhtemel serhat şehir, seçimin kazananı…

Antalya:

Türkiye’nin en uluslararası şehri, nihayet ulusalcı tıknazlıktan, Altın Portakal Film Festivali, halkevi yıl sonu müsameresine dönmekten kurtuldu. Giderken solcu panayırına çevirdiği festivalin açılışında sahneye koyduğu griye boyanmış canlı Cilali İbo heykellerini, ağlayan palyaço kıvamındaki sanat danışmanlarını da götürür herhalde…

Osman Baydemir:

Diyarbakır’dan Urfa’ya kaydırılması bile en başta tuhaftı. Ama o kafaya takmadı. Belediye otobüsüyle seçim turları attı, dindarların gönlünü kazandı. Araplarla Kürtlerin birlikte yaşadığı şehirde partisinin oylarını ikiye katladı. Seçimin sonunda da centilmence yenilgiyi kabul etti. Bu kaliteli siyaset kumaşından daha çok elbise çıkacağını gösterdi.

Celalettin Güvenç:

Bir önceki seçimde bağımsız adayı başkan seçmiş bir şehrin gönlünü (hem de 3'te ikisinin) Ankara’dan atanmış, Maraşlı bir Vali olarak kazandı. Miadı dolmakta olan atanmış valilik kurumundan, seçilmiş valilik kurumuna geçişin hayırlı bir ilk örneği olarak hatırlanacak.

Gülay Göktürk:

28 Şubat, 27 Nisan, Gezi’den sonra 17 Aralık’ta da sadece New York Times’a konuşurken liberallere liberalizm, duruş, cesaret dersi verdi. Gazetesinde diklenmedi, dik durdu. Bir seçimden daha sonra liberal demokrat mazbatasını alacak…

Etyen Mahçupyan:

Memleketin açık ara bilgesi, demokrat azizi unvanlarını korudu. Mahalle baskılarına sinek vızıltısı muamelesi çekip, fırtınanın gözünde serinkanlılığın kitabını yazdı. Manzarayı okuyamayanlara tane tane ama kitabın ortasından bildirdi. Sandıklardan bu seçimde de yine Etyen Mahçupyan çıktı….

Yandaş Medya:

Diye aşağılandılar. Ama onlar olmasaydı bu siyasi mühendislik operasyonu boşa çıkarılamazdı. Amatörlüklerini affettiren bir kamu hizmeti gördüler. Demokrasinin namusunu kurtardılar. Daha çok yapacak işleri, gidecek yolları var.

Nurcular, tarikatlar:

Siyasete ilkel yöntemlerle saldırıldığında ortalığa ilk onlar çıktı. 23 Temmuz 1908’de Hürriyet’in, 14 Mayıs’ta demokrasinin yanında durmuş Bediüzzaman’ın talebeleri, yine meşru siyasetin yanında durdular.

Beddualara paratoner oldular. İyiliği emredip, kötülüğü menettiler. Bir badire daha onların dualarıyla ve basiretleriyle atlatıldı. Türkiye iyi ki şeyhler ve dervişler ülkesi…

Barış:

Çaktırmayın, kazandı. 30 Mart’ta sandıktan sessiz sedasız çıktı yine. Durmak yok, yola devam derken esas kastedilen. Tape'lere, paralellere, savaş kışkırtıcılarına karşı şerbetli. Nazar değmesin, burada keselim…

Ve tabii;

Recep Tayyip Erdoğan:

Hatta Erdoğan ailesi. 24 saat telefonları dinlenen dünyanın tek diktatörlük ailesi. Hasan Cemal’in yazılarında bahsedilen millî “Adams Ailesi”. TCK’daki bütün suçlar üzerlerine fırlatıldı, bütün dinlerdeki en büyük günahları işledikleri iddia edildi. İdamla tehdit edilen, helikopterle kaçacak denen, Malezya’dan sığınma aldığından bahsedilen, ülkenin en büyük gazetesinin en çok okunan yazarının “mezarına tükürecekler” diye yazdığı “otoriter” Başbakan bir de işe bisikletle gidip gelen bir Danimarka Başbakanı gibi davranmadığı için eleştirildi. Ama Danimarka’da kötü kokan o bir şeyleri kökünden kurutacak tek sağlam irade olarak sandıktan çıktı. Yakın korumalarının bile başka bir devletin adamı çıktığı yalnız bir adam olarak meydanlara indi ve bu meşruiyet krizi Gordion düğümünü bir kez daha büyük kalabalıkların ona takdim ettiği Ekskalibur kılıcıyla çözdü. Sandıktan onun için; O arzuladıkları bisikletle işe gidip gelen Başbakan’ın üç günde bırakacağı makamından bir üst levele çıkma hakkı, paralel devleti bitirme yetkisi, çözüm sürecinde korkmadan ilerleme yeşil ışığı çıktı. Bir de partisinde bir bahar temizliği yapma özgüveni. Seçimin açık ara kazananı, kazanmayı tek bileni…

Ve kaybedenler…

Cemaat:

Seçimlere özel efektli beddualar, kınından çıkarılmış istihbaratçılar, fedai savcılar, sonsuz sızıntı ve istihbarat kaynağı gazeteciler, ablalar, abiler, özel seçim gazeteleri, tape'ler, ittifaklarla girdiler.

Uzun adama ömür biçtiler. Ama açık ara ve ağır kaybettiler. Bundan 10 yıl önce Google’a adını yazdığınızda hoşgörü, diyalog çıkarken şimdi tape, iddianame, polis çıkıyor. Belki de Latif Erdoğanların yerine terleyen emniyetçileri seçtiklerinde, Kemalettin Özdemirleri fedai Fuat Avnilere boğdurduklarında kaybettiler. Horon tepen Tanzanyalı çocuklar sahnedeki yerini, İngilizce atarlı Azeri gazetecilere, olimpiyatlarda madalya almış liseli zeki çocuklar ise, ellerindeki kırık dökük istihbaratlarla siyasetçi tehdit eden akademisyenlere bıraktı.

Anlaşılan Etyen Mahçupyanların sesini kısıp, eski ülkücü militanların, öfkeli emekli liberallerin sesini açarak kaybetmeye devam etmekte kararlılar. Köprüden önceki son çıkış paralel devleti verip, cemaati kurtarmak da. Çare, iyi yetişmiş, ahlaklı insanları siyasi kavgalarda zombileştirmekten, kapılarda CHP’ye oy dilendirmekten, mahrem hizmetlerde kamikaze yapıp harcatmaktan vazgeçmekte. Pensilvanya’dan Kestanepazarı'na ruhen sila-i rahim yapmakta. İstihbarata değil, kalp gözüne, tape'ye değil, tefeüle, ortam dinlemesine değil, tevafuka göre adım atmanın Koç’a değil, fırıncı, mobilyacı, abilere dönmenin haklarında daha hayırlı olduğunu onlara hatırlatabilecek dostları hâlâ varsa…

Gezi Ruhu:

Tavizsiz idealizmden, ilkesiz pragmatizme savruldular. Faşizme karşı çıkıp MHP'li adayın, hırsızlığa karşı çıkıp yolsuzluktan ihraç edilmiş adayın arkasına dizildiler. Aylarca diktatör diye tatava yapıp baş şişirdikten sonra, ilk demokrasi sınavlarında “tatava yapma bas geç diye” atar yaptılar.

Sırrı Süreyya’yı bile dozerin önünde yalnız bırakıp, ilk buldukları ambulansın peşine takılıverdiler. 60 yıldır adil seçimlerin yapıldığı ülkede sandıkların üzerine oturmaya çağırmaktan, bütün partilere dağıtılan tutanakları seferberlik içinde toplamaya kadar politik görgüsüzlüğün eşsiz örneklerini ortaya koydular. Sonuçta barikattaki Gezi Ruhu sandıkta eski ruhlara karışıp kayboldu. Türkiye’nin direnirken değil esas oy verirken çok güzel olduğunu görünce en iyi bildikleri direnişe çağırdılar yine. Ama: Seçimler direne direne kazanılmıyor.

Kesin bilgi, yayalım…

Kemal Kılıçdaroğlu:

En tepedekiler, Nakkaştepedekiler, çapulcu milyonerler arkasına dizildi. En çok okunan gazeteler, en çok izlenen kanallar, en çok okunan yazarlar iki vardiya onun için çalıştı. En iyi ülkücü adaylar, ıskartaya çıkmış en seçilebilir AKP’li belediyeciler ikna edilip yanına kondu. Emekli liberaller, devrim bekleyen solcular, Kürt partilerine sızmış Beyaz Türk aydınlar bağıra çağıra ard arda desteklerini açıkladı. Yetmedi, cemaat savcı-polis-istihbaratçı fedailerini ermine verdi. Kasetler, tape'ler başından aşağıya saçıldı. Ablalar, abiler dişlerini sıkıp sıkıp Allah rızası için ona oy bile dilendi. Tatavacı Geziciler bile tatava yapmayıp basıp geçti. İstese Esad da birkaç jetini gönderebilirdi. Son yüzyılın en büyük koalisyonu, en planlı organizasyonu, seçime beş kala en belaltı siyaset mühendisliği, laboratuvar şartlarındaki en soğuk füzyon deneyi bile emekli SSK Genel Müdürü Kemal Bey’den seçim kazanan CHP lideri Kılıçdaroğlu çıkarmaya yetmedi. Seçimden sonra “Yavaş yavaş ilerliyoruz” diye pazarladığı 50 yıl sonraki iktidar vaadi bile onu kurtarmaya yetmez. Kasetle geldi, bütün sermayesini kasetlere yatırdı. Ama su testisi su yolunda kırılacak gibi…

Merkez Medya:

Siyaseti yanlış okumalar dalında kendilerine ait rekoru geliştirdiler. 12 yılda bir kez daha gitti gidecek diye iktidarın karşısında salıverdikleri bütün lapsuslarıyla barikatlardan yaptıkları savaş yayını sırasında öylece yakalandılar haritalardaki sarılara. Ufukta en az beş yıl daha görünen AK Parti iktidarında vakitlerini kafalarında kurdukları şeytani iktidar imajıyla gerçeğin yakasını bir araya getirmekle, hasretle bir ALO sesi duymak için harcayacaklar . Halkın yüzde 50’sini gözden çıkarmış bu ruh haliyle merkez medya koltuklarında ömürleri kısa. Gazeteciliği bırakıp öfkeli bir kesimin sözcülüğünü sürdürdükçe Sözcüleşecekler, sosyolojik mahallelerinin baskısına hakikati harcattıkça itibarsızlaşacaklar. Belki bir dahaki seçime kaybedenler listesinde bile kendilerine yer bulamayacaklar.

Ertuğrul Günay- İdris Naim Şahin:

Memleketleri Ordu, istifa ettikleri partiye yüzde 55 ve 19 ilçenin 19’unu da vererek onları siyaseten tasfiye etti. Onlara da cemaatin oligarşik dar kadrosu pozisyonları, Türkiye bölünüyor, elden gidiyor korosunda itirafçı AKP’li rolleri kaldı.

Tunceli-Ovacık:

2014 yılında Paris Komünü’nü , 1917’yi, şanslıysalar Küba’yı, Venezuela’yı yaşayacaklar. Dünyanın, yurdun her yerinden yoldaşlar bu tecrübeyi görmek için ilçelerine gelecek, topraklarına yüzlerini sürecek. Kursaklarda, kitaplarda kalmış bütün sosyalist tecrübeler, pratikler üzerlerinde denenecek. Bu beş yılda sütten kesilen ineklerin hikayesi bile Ovacık tecrübesi adlı sıkıcı kitaplarda anlatılacak. Beş yıl sonraki seçimlerde Troçkistlerin şansı yüksek…

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89