• BIST 97.713
  • Altın 144,195
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 19 °C

3 Mirabel’den, Paris’de toprağa düşen 3 Can’a

Reyhan Yalçındağ

Tarih bazen zulümler bakımından olduğu kadar direnişçiler ve onların ödediği bedeller bakımından da tekerrür ediyor. Askeri diktatörlüğün faşizmine karşı direnen Mirabel kızkardeşlerin, kadına yönelik şiddetin en acımasızlarından olan önce tecavüz ve daha sonra işkenceyle katledilmeleri gibi. Mirabeller’den bu yana nice kadın devrimciler, direnişçiler bedenlerini siper ettiler halklarına ve tüm insanlığa kasteden güçlere karşı.

3 Mirabel’den sonra Paris’de katledilen Sevgili Sakine, Fidan ve Leyla gibi…25 Kasım dolayısıyla tekrar alanlarda olmamızın nedeni, kadına yönelik her türlü şiddetle mücadeleden de, devletlerin faşist zulümlerine karşı direnişten de, DAİŞ ve benzeri insanlık dışı çetelerin insanlık suçlarına karşı da asla geri durmayacağımızı tekrar etmektir. Kadınsak, iki binli yılları kana, zulme, sömürüye, gözyaşına boğmak isteyen güçlere karşı direniş hakkımızı kullanacağımız yüzlerce sebep var. Tekelci kapitalizmin, ulus-devlet ve endüstriyalizm yöntemleriyle biraraya gelerek dünyayı tüm insanlığa dar ettiği bu süreçte en fazla kadına saldırı varsa; bizim de kadın olarak en fazla sesimizi yükseltmemiz ve onların dünyasına karşı kendi özgür ve eşit dünyamızı yaratacağımızı göstermemiz, her zamankinden fazla aciliyet arz etmekte. Neden mi?

Tarih Kasım 2014;

Hindistan’da devletin aile planlaması kapsamında ameliyatla kısırlaştırılan 83 kadından 13’ü yaşamını kaybetti.

Tanzanya ve Kenya topraklarının bir kısmını satın alan Dubai Kraliyet ailesi, özel avlanma alanı için 80.000 yerli halkı topraklarından zorla sürdü. Kadın ve çocuklar şimdi fuhuş ve açlıkla yüzyüze..

Benzer bir şekilde, Der Spiegel’e göre, Madagaskar, Etiyopya, Mali, Tanzanya ve Mozambik gibi "az gelişmiş" Afrika ülkelerinin toprakları ABD, İngiltere ve İsveç gibi ülkelere satılarak binlerce kadın sırtlarında çocuklarıyla geleceği belirsiz yollara düşmüş durumda…

Her yıl olduğu gibi 2014 Dünya Olimpiyat Oyunları yine fuhuşun yaygınlaştırılması için kullanıldı. En korunaksız, sigortasız, güvencesiz koşullarda çalışanlar yine kadınlar…

Kuzey Kürdistan’da kendi toprakları 90’larda yakılıp yıkıldığı için Çukurova’ya, Karadeniz’e mevsimlik işçilik yapmak için giden kadınlar 2014’de de ya yollarda can verdi; ya gittiği yerlerde tacize uğradı…

Erkeğin kadına en büyük zulümlerinden olan kadın sünneti, 2014’de de can almaya devam etti. IŞİD denen faşist güruh, ele geçirdiği tüm topraklarda kadınları zorla sünnet ediyor. Kadının hayatla ilişiğinin kesilmesi, erkeğe mülk olarak devredilmesi olarak da özetleyebiliriz kadın sünnetini. Her yıl 2 milyon kız çocuğuna veya kadına uygulanan kadın sünneti esnasında yüzbinlercesi ölmekte..

2014’de bir halk; Êzîdî Kürt halkı tüm dünyanın gözleri önünde soykırıma uğratılmak istendi; kısmen uğradı da diyebiliriz. Kadınlar tecavüze uğradı, işkence gördü, katledildi. Araplara satılmak üzere kaçırılan binlerce Êzîdî kadın ve kız çocukları halen kayıp…

2014’de çocukken gelin edilen binlerce kız çocuğu hayattan koparıldı. Türkiye, Eruh’da 15 yaşındaki "çocuk anne" Kader’in intiharıyla bu trajediyi tekrar hatırladı..

Savaşın olduğu tüm coğrafyalarda olduğu gibi Suriye’deki savaştan kaçan binlerce aile, kız çocuklarını "gelin" etmekte buldu çareyi…

Kapitalizmin, ulus-devlet ve erkek bakış açısıyla somutlaştırdığı "toplum mühendisliği" sonucu kadın evde, sokakta, işyerinde öldürülmeye devam etti. Katiler ya hiç yakalanmadı veya çok az sürelerle cezaevlerinden salıverildi. Kadın kırımı halen ciddi ve caydırıcı cezayla sonuçlandırılmıyor. Devletin erkek aklı, adliyeden bürokratik tüm yapılara, erkeğin yanında yer almaya devam ediyor.

Rojava’da bir halk, demokratik kantonlar kurarak dünya düzenlerine mahkum olmadıklarını ve tüm halkların eşit bir şekilde bir arada kendisini yönetebileceğini tüm dünyaya gösterdi. Vahşetin buna yanıtı gecikmedi. IŞİD denilen çete güruhu, Kobanê’ye saldırarak her türlü vahşeti uygulamaktan geri durmadı. Başta kadınlar olmak üzere bu vahşete yanıt gecikmedi; YPJ sadece Kobanê'nin değil tüm insanlığın koruyucusu olduğunu çoktan ispatladı bile.

Arîn bize yeni yaşam öğretisinin ne olduğunu gösterdi.

Şimdi özgür yaşamın adı Arîn’dir, Kader’dir, Sara’dır, Rojbin’dir, Leyla’dır, Beritan’dır…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89