• BIST 83.217
  • Altın 147,255
  • Dolar 3,7734
  • Euro 4,0515
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir -1 °C
  • Berlin -4 °C

2.Cumhuriyet'e doğru:III Hâlâ umut var mı? Nerede?

Oya Baydar

Yazıların uzadığını biliyorum; ama şu günlerde toplumun çoğunluğunu korkuya ve umutsuzluğa düşüren tehlikeli girdaptan kurtulup kıyıya sağ sâlim ulaşmanın yolunun oy oranı hesaplarıyla, kısır siyasal tartışma/sataşmalarla, ah vah edip lanet okumakla, olup bitenleri günübirlik çözümlemeye çalışmakla bulunamayacağını düşünüyorum. Bu düşündüklerimi, yazdıklarımı mutlak doğrular, kesin hükümler olarak ileri sürmenin haddim olmadığının da farkındayım. Amacım; gidişattan kaygı ve korku duyan benim gibilerin cephelerin, örgütlerin, siyasetlerin ezberlerini aşan bir pencereden, biraz daha geniş açıdan bakabilmemiz için sorular üretmek.

Tarihsel-toplumsal anlamda yeni; eskinin bağrından, eskiyi gerileterek, kimi zaman da yıkarak doğar. Eski’nin değerli kazanımları kadar olumsuz tortularını da bir süre içinde barındırır. Toplumsal değişmenin iradelerden bağımsız güçlü dinamiği, eskinin güçleri tarafından ne kadar durdurulmaya, yavaşlatılmaya çalışılırsa çalışılsın, değişim kendine bir yol bulur. Bu yolun vardığı nokta toplum için, insan için her zaman en iyisi midir? Bu, tartışma götürecek bir soru olsa da değişimin kaçınılmazlığını tartışmak mümkün değil.

90 yıllık Cumhuriyet rejimi de toplumsal değişim dalgalarının itkisiyle değişti, değişiyor. 1920’lerde topluma dar değil belki de bol gelen Kemalist ideoloji 21. yüzyılın dinamiklerine, ihtiyaçlarına, siyasetlerine, hele de genç kuşakların özlemlerine, ruh hallerine cevap veremiyor. Türkçü asimilasyoncu, tekleştirici, militarist asker-sivil vesayet rejimi, baştan beri var olan ama güçlü şekilde su yüzüne çıkması darbelerle, müdahalelerle, egemen ideolojinin ve devletin çeşitli baskılarıyla engellenmiş öteki Türkiye’nin güçlü şekilde “ben de varım ve haklarımı talep ediyorum” demesine engel olamadı. Ne var ki üç Türkiye, (kabaca: Kemalist -Batılı -laik kesim; Müslüman muhafazakâr kesim; Kürtler) rejimin nitel bir değişim sürecine girdiği şu dönemde çoğulcu, zenginleştirici bir ortaklaşma, birleşme yerine, ayrışma ve çatışmaya sürükleniyor. Değişim sancılarını yurttaşlar olarak, bireyler olarak hepimiz bir ölçüde içimizde duyuyoruz. Sancıyı dindirecek, en azından hafifletecek ilaca ise ulaşamıyoruz.

Değişimin bu kadar sancılı olmasının nedeni, Cumhuriyet’in kurucu ideolojisinin ve siyasetinin yekpare topraklar üzerinde, sıkı merkezî bir yönetimle yekpare bir Türk milleti yaratma hedefi. Bu hedefe varmak ve sürekli kılmak için vesayetin, otoriter devletçiliğin, militarizmin, sağ ve sol (ulusalcılık) milliyetçiliğin kaçınılmaz olduğu ortada. Ancak, 21. yüzyılın dünyası ve Türkiyesi’nde bu ideolojik hat ve siyaset artık sökmüyor, değişim dalgaları seti yıkıp geçiyor. Değişim sancılı oluyor, çünkü geçişi kolaylaştıracak yapısal önlemler darbeci-vesayetçi siyasete takıldığından zamanında alınamadı, dar gelen giysiyi bollaştıracak makas darbeleri atılamadı.

Eski rejimin siyasal yapıları kendini tüketti 

Bugün siyaset sahnesinde boy gösteren siyasal güçlerden/partilerden ve fikriyattan sadece ikisi: AKP ve BDP, I. Cumhuriyet rejiminin ve ideolojisinin dışından geliyorlar. Üç Türkiye’nin, 2000’lere varana kadar bastırılmış, ötekileştirilmiş, siyaset ve de tarih sahnesine çıkmalarına izin verilmemiş iki kesiminin: Kürt halkının ve Müslüman muhafazakâr kesimin siyasal sözcülüğünü yapıyorlar. Biri oyla, diğeri önce silahlı mücadele ile varlığını ortaya koydu. Bu tesbit bir değer yargısı taşımıyor; bu yapılar iyidir, kötüdür, doğrudur, yanlıştır demiyor. Sadece tabloya ışık tutmayı amaçlıyor.

En başta CHP olmak üzere diğer irili ufaklı partiler, sağlı sollu siyasal (geleneksel sosyalist sol dahil) örgütlenmeler 20. yüzyıldan ve I. Cumhuriyet okulundan mezunlar. Bağlı oldukları farklı ideolojilerin eski alışkanlıklarını, artık ihtiyacı karşılamayan aşınmış yöntemlerini, eski ezberlerini taşıyorlar. Siyasetin yeni güçleri karşısında gün be gün geriliyor, kendilerini tüketiyorlar. CHP neden toparlanamıyor; ulusalcı sol, Kürt düşmanlığı ve dindar muhafazakâr halk düşmanlığından başka siyaset neden üretemiyor; geleneksel sosyalist akımlar neden kendi kampuslarına kapanıp kalıyorlar? Bir dizi benzer sorunun cevabını: ayaklarının hâlâ aşılmış bir geçmişte olmasında, aşınmış pratik ve ezberler içinde dönüp durmalarında arayabiliriz.

İkide birde ortaya atılan muhalefet eksikliği ve “CHP nasıl kurtulur?” sorusunun cevabını da burada aramak gerektiğini düşünüyorum. Örneğin CHP’nin bu yapı ve zihniyetle kurtulamayacağını, tükenmenin adının konması gerektiğini, yeni bir muhalefetin eskilerin tekrarı veya birleşmesiyle oluşamayacağını her yeni siyasal sınavda bir kez daha görüyoruz.. İyisi kötüsüyle Yeni, eski rejime köktenci bir tepkiden, eskinin üstüne basarak cumhuriyetin demokratik evresine yükselmekten doğacak.

Hâlâ umut var mı? Nerede? 

Bunun kısa dönemde gerçekleşebileceğini, üç Türkiye’nin birbirlerine ait olma duygusunu yitirmeden sulh sükûn içinde yaşamaya kolayca başlayabileceklerini ne yazık ki düşünemiyorum. Yine de yakın çöküşü, kopuşu engellemek için elimizden geldiği, etkileme gücümüzün olduğu, topluma insana seslenebildiğimiz oranda umut yeşertmeye çalışmalıyız, çünkü umudun tükendiği yerde toplum da insan da tükenir.

İçinde bulunduğumuz belirsizlik, hukuksuzluk, çatışma, ayrışma ortamında geleceğe doğru yürüyebilmek için sarılacağımız tek sağlam ipin; demokratik, özgürlükçü, çoğulcu bir toplum talebi olduğunda fazla bir tartışma yok. Mesele, bu güzel ama soyut talebin nasıl ete kemiğe bürüneceğinde.

Eski rejimin güçlerinin ideolojik ezberlerinden ve siyasetlerinden, öte yandan sahneye yeni çıkanların (özellikle AKP’yi kastediyorum) Türkiye’yi dramatik biçimde ayrıştıran vahşi hâkimiyet stratejileri ve zihniyetinden kurtulmanın hiç de sihirli olmayan, tarihte çağlar boyunca denenmiş sınanmış yöntemleri var. Kabak tadı verdiğini tahmin ettiğim bu yazıları fazla uzatmamak ve bilineni tekrarlamamak için özetin özetiyle:

-Kolektif kimliklerin, farklı halkların ve kültürlerin taleplerinin öne çıktığı 21. yüzyıl Türkiye koşullarında, geleneksel ceberrut devletin baskı yöntemi olan merkeziyetçi yönetim yapısının, yerel’e ağırlık veren, yerinden yönetimi sağlayan ademi merkeziyetçi bir yapıya dönüşmesi. Kürt siyasal hareketinin “demokratik özerklik” olarak adlandırdığı, en azından Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’nda yer alan yönetimsel otonominin sadece Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde değil Türkiye sathında yaygınlaştırılması.

- Bu topraklar üzerinde yaşayan herkese Türklük dayatması olmadan anayasal yurttaşlık hakkı sağlanması.

-İnanç, ifade, örgütlenme, gösteri, protesto, vb. özgürlüklerin hiçbir kısıtlamaya tâbi olmadan kullanılabilmesi, devletin bu özgürlükleri korumakla yükümlü olması.

-Erklerin ayrılığı ve hukuğun üstünlüğüne dayalı devlet yapısı.

- Sandık ve oy oranından ibaret olmayan, halkın yönetenleri seçimden seçime değil sürekli denetleyebildiği demokratik işleyiş.

- Toplumsal mühendislik projeleriyle ve/veya otoriter liderlikle farklı kültür ve yaşam biçimlerine doğrudan veya dolaylı müdahalenin yasalarla engellenmesi, farklılıkların törpülenmesi yerine özendirilmesi.

-Her konuda, her yasa ve uygulamada çoğulculuk ilkesinin korunması.

Dikkat edecek olursak ayrışmayı, çatışmayı, gerginliği engelleyebilmek, özgür ve huzurlu bir ülke yaratmak için yukarda sıralanan bütün dilekler, I. Cumhuriyet’in yapısal eksiklikleriydi. Bugünlere bu eksiklikler yüzünden geldik. Rejimin yenilenmesi ve bir üst aşamaya evrilmesi ancak bunların hayata geçmesiyle, en azından adımlarının atılmasıyla mümkün. Bugün tam da bu geçiş aşamasındayız.

Umut nerede sorusunun cevabını ise şimdilik bir cümle ile verebiliyorum ve bu cevabın katkılarla tamamlanmaya muhtaç, eksik bir cevap olduğunu biliyorum.

Bence umut; önceki yazılarda yanlış ve haksız olarak “üç buçukuncu Türkiye” diye adlandırdığım, aslında “Dördüncü Türkiye”, “Umudun Türkiyesi” olan kesimde; yani Türkiye’nin ayrıştırılmakta olan bütün toplumsal kesimleri içinde var olan, yukardaki özlemleri taşıyan, çözümün bu özlemlerin gerçekleşmesinde olduğunu aklıyla ve yüreğiyle kavrayan insanlarda. Önce kendisinden başlayarak, cepheleştiren eylem ve söylemleri aşabilme mücadelesi veren bütün insanlarımızda.

VE ASIL, bir yandan dindar ve kindar nesiller yetiştirme öte yandan eski rejimin askerleri olma projelerine karşı, “ötekileştirme, ötekileşme” diyerek her türlü baskı ve güdülmeye isyanla, özgürlük ve çoğulculuk talepleriyle gelen gerçek Gezi ruhunun temsilcisi GENÇLERDE...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89