• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 31 °C
  • Diyarbakır 33 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 33 °C
  • Berlin 22 °C

1921 Anayasası ve Kürt sorunun çözümü

Emrullah Beytar

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana yapıla gelmiş anayasaların ortak özelliği, 21 anayasası dışındaki tüm anayasaların halkın özgür iradesiyle seçilmiş parlamento üyelerince yapılmamış olmasıdır. Bu anayasalar meşruluğunu halktan değil, egemen otoriter ve totaliter güçlerden aldığını söylemek mümkündür. Anayasa profesörlerinden Ergün Özbudun “Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyetinde millî iradeyi layıkıyla temsil eden bir meclis tarafından yapılmış tek anayasa, 1921 Anayasasıdır. 1876 Kanun-u Esasîsi, padişah tarafından atanmış bir komisyonca hazırlanıp, padişah fermanıyla ilân edilmiştir. 1924 Anayasası, tek parti egemenliğinin kurulmaya başladığı ve örgütlü bir muhalefetin mevcut olmadığı bir meclisçe yapılmıştır. 1961 ve 1982 Anayasalarını hazırlayan Kurucu Meclisler de, genel oya dayanan bir seçimle oluşmuş yasama organları değillerdir” diyerek 1921 anayasanın önem ve değerini vurgulamıştır.

1921 anayasası tarih itibariyle eski olmasına rağmen anlayış ve perspektif itibariyle daha sonraki anayasalara nazaran daha ilerici ve çoğulcu olduğunu söylemek mümkündür.

Bugün Kürt sorunun çözümü için dile getirilen bazı çözüm yöntemlerinin yırmibir anayasasında yer aldığını görmekteyiz. 21 anayasasının en önemli özelliği anayasal vatandaşlık ve adem-i merkeziyet kavramlarını ön plana çıkarmış olmasıdır.

1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu, “Türk Devleti”nden değil, “Türkiye Devleti”nden bahsetmektedir (m.3, 10). Keza, Cumhuriyeti ilân eden 29 Ekim 1923 tarih ve 364 sayılı Teşkilât-ı Esasîye Kanununu değiştiren Kanun da “Türkler”den değil, “Türkiye”den bahsetmektedir. Aynı şekilde Osmanlı Saltanatını kaldıran 30 Ekim 1922 tarihli Meclis Kararında da “Türkiye Hükûmeti”nden bahsedilmektedir. Dahası Hilâfet ile Saltanatı birbirinden ayıran 1-2 Kasım 1922 tarih ve 308 sayılı Meclis Kararında da “Türkiye halkı”ndan bahsedilmektedir.

Çok kısa olan 21 anayasasının 23 maddesinin 14’ü Türkiye’nin idari sistemine ayrılmış olması manidardır. Anayasanın 11. Maddesinde Vilâyet, mahalli umurda manevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir. Harici ve dahili siyaset, şer'î, adlî ve askerî umum, beynelmilel iktisadî münasebet ve hükûmetin umumî tekâlifi ile menafii birden ziyade vilâyete şâmil hususat müstesna olmak üzere Büyük Millet Meclisince vaz'edilecek kavanin mucibince Evkaf, Medaris, Maarif, Sıhhiye, İktisat, Ziraat, Nafia ve Muaveneti İçtimaiye işlerinin tanzim ve idaresi Vilâyet Şûralarının salâhiyeti dahilindedir.” ifadeleriyle yerinde yönetimlerin güçlendirilmesine vurgu yapmış ve adem-i merkeziyeti tesis etmiştir. Toplumsal barışını ve çoğulcu demokrasisini sağlam zemine oturtmuş birçok ülkede bu sistem bugün kurumsallaşmış durumdadır. Türkiye’de antidemokratik uygulamaların neticesi olarak ortaya çıkmış ve son otuz yılda ekonomik, sosyal ve siyasal olarak çok ağır faturaların ortaya çıkmasına neden olan Kürd sorunu’nun çözümü yirmibir anayasasının ruhuna geri dönmekten geçtiği açıktır. Bugün halen tabu olarak görülen “özerk yönetim” anlayışı 21 anayasasında açıkça yer almaktadır. Özerk yönetim anlayışının düzenlendiği bu madde ile İl’lere özerklik tanınmış ve dışişleri, yargı ve askerlik dışındaki bütün işleri her İl’in genel meclislerinin yetki ve sorumluluklarına vermiştir.

Yırmibir anayasası dışındaki tüm anayasalar(anayasa yamalama değişiklikleri dışında) halkın temsilcileri tarafından yapılmamıştır. Tüm kimlikleri inkar ve yok sayma mantığıyla hazırlanmış darbe ve kışlaların ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu anayasalar toplumu birleştirmekten ziyade toplumun kimliklerini ve değerlerini yok sayarak, inkar ve asimilasyon politikalarıyla toplumların parçalanmasına zemin hazırlamışlardır. Bu zemin devam ettiği sürece toplumsal barış ve huzurun tesis edilmesi mümkün değildir. Bundan dolayı yeni meclisin yapması gereken ilk işlerden biri toplumsal barış ve huzurun zemini olacak olan yeni bir anayasanın hazırlanmasından geçer. Yeni meclis eğer 21 anayasanın ruhunu doğru okuyabilirse, toplumsal barış ve huzuru sağlayacak zemini oluşturacak adımları atmaları kolay olacaktır. 21 anayasanın ruhuyla hazırlanmış yeni bir anayasa Türkiye devletinin uluslararası sözleşmelere koymuş olduğu çekincelerin anlamsızlığını bir kez daha ortaya koyacaktır. Türkiye’nin demokratikleşip toplumsal barışı tesis etmesinin yolu evrensel değerleri toplumun sosyolojik gerçekliğiyle mezcetmiş yeni bir anayasa yapımından geçmektedir. Ümit ederim ki yeni meclis bu doğru okumayı yaparak toplumsal barış ve huzurun zemini olan bu sözleşmeyi bu dönemde yapar.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89