• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 8 °C

15 Temmuz’u milada çevirmek için…

Bayram Bozyel

15 Temmuz darbe girişimi başarıya ulaşsaydı, bugün her şey çok bambaşka olurdu. Türkiye’nin son 20-30 yılda demokrasi yolunda zar zor kat ettiği mesafe heba olur, Kürtlerin büyük bedeller pahasına elde ettiği kazanımlar ortadan kalkardı. Söz konusu darbe girişimi, ilk başta başarılı olsa bile, onun 12 Eylül darbesi gibi mutlak bir üstünlük sağlaması kolay olmazdı. Böyle bir durumda bir iç savaş kaçınılmazdı. Dahası Kürtler ve Türkler kendilerini bir anda dipsiz bir karanlığın içinde bulurdu. Türkiye, yönünü kaybetmiş serseri bir mayına dönüşürdü. Bu durum sadece Türkiye’yi kaotik bir ortama sürüklemekle kalmaz, bölgesel düzeyde de sert kırılmalara yol açardı.

Neyse ki böyle bir felaket yaşanmadı. Toplumun bütün kesimleri darbe karşısında birleşti. Siyaset kurumu darbe karşısında ilk kez iyi bir sınav verdi. Basın, darbe karşıtı yayınlarıyla kitleleri cesaretlendirdi. Bu ve benzeri etkenlerin örtüşmesiyle 15 Temmuz darbe girişimi daha büyük yıkımlara yol açmadan bertaraf edilmiş oldu.

Darbe girişiminden sonra yaşananlar biliniyor. Darbe girişimiyle ilgili başlatılan operasyonlar hızını kesmeden devam ediyor. Çıkartılan OHAL yasasına dayanarak, hükümet, orduya ilişkin bir dizi düzenlemeler gerçekleştiriyor. Bunların içinde, şimdiye kadar çoktan atılması gereken adımlar da yer alıyor.

Fakat ortada şöyle bir sorun var: Hükümet darbe girişiminin yol açtığı şokun hala etkisinde. Meydanlara ise yoğun bir tepkisel ruh hali hâkim. Böyle bir tablo içinde 15 Temmuz darbe girişiminden gerekli dersleri çıkartmak ve sağlıklı sonuçlara ulaşmak zor görünüyor.

Elbette darbe girişiminde bulunanlar ve bu girişimle ilişkili olanlar bulunup yargılanmalı. Ve tabii ki bu süreç şeffaf, adil ve evrensel hukukun temel ilkeleri içinde yürütülmeli. Ne var ki sorun bununla çözülecek gibi değil. Hükümet çevrelerinin iddia ettikleri gibi, Gülenci yapının çökertilmesiyle tek başına darbe tehdidi yok edilemez. Türkiye’de darbeci geleneğin dayandığı oldukça güçlü ve köklü bir miras söz konusu. Bu konuda kapsamlı bir yüzleşme yaşanmadan geleceğe güvenle yol alınamaz.

Bu bağlamda el atılması gereken üç temel alandan söz edilebilir.

Birincisi, orduya dönük yapılacak kurumsal düzenlemelere ilişkindir. Hükümetin son bir iki hafta içinde bu yönde attığı adımlar her şeye rağmen önemli. Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlıklarının İçişleri Bakanlığına bağlanması olumlu bir gelişmedir. Kuvvet Komutanlıklarının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması, ordunun siyasi denetim altına alınması bakımından gereklidir. Orduya bağlı eğitim kurumlarının kapatılması ya da bazılarının MSB’na bağlanması sembolik açıdan da anlamlıdır. Askeri Yargıtay’a ilişkin öngörülen düzenlemeler de ordunun normal konumuna dönmesine katkıda bulunacak niteliktedir. Bu yöndeki kurumsal düzenlemeler, orduyu demokratik ülkelerdeki standartlara kavuşturacak şekilde sürdürülmeli.

Peki, bu kapsamda yapılan düzenlemeler ordudaki darbe tehdidini ortadan kaldırabilir mi? Ya da bu tür reformlar ordunun sistem içindeki ağırlığını hafifletebilir mi?  Ne yazık ki bu sorulara evet demek kolay değil.

Bu noktada güçlü bir demokrasi ihtiyacı öne çıkıyor. Orduda yapılacak kurumsal düzenlemelerin içselleştirilmesi ve zihinsel bir değişime yol açması için bütünlüklü bir demokratik dönüşüm şart.

Üçüncü ve temel sorun şu. Kürt sorunu çözülmeden ordunun etkinliği azaltılamaz, böyle olduğu için de darbe tehdidi ortadan kaldırılamaz.

Denklemin mantığı izah gerektirmeyecek kadar açık. Kürt sorununu şiddetle çözmeye dönük her arayışın gidip dayanacağı yer ordudur. Böyle bir ihtiyaç doğası gereği güçlü ve inisiyatif kullanabilen bir ordu gerektirir. Bu konumdaki bir ordunun yapacağı ilk ve son şeyin darbe olması ise kaçınılmazdır.

Yakın geçmiş bunun örnekleriyle dolu. Darbe girişiminden sadece birkaç hafta önce, AKP iktidarı, Kürdistan’da yürüttüğü operasyonları rahat yürütsün diye askerleri yargılamayı zorlaştıran düzenlemelere imza atmadı mı? Hükümet, hendek ve barikatları kaldırmak için askeri mutlak yetkilerle donatmadı mı?

Bütün bunların anlamı şu, Kürt sorununun barışçıl ve eşitlikçi çözümü daha fazla ertelenemez.

15 Temmuz darbe girişimine karşı toplumda oluşan uzlaşı atmosferi bunun için önemli bir fırsat sunuyor. Gelinen aşamada, hükümet, darbe karşıtlığında ortaya çıkan zemini, Kürt sorununun çözümü için bir tramplene dönüştürebilir. Yakın geçmiş çatışma ortamından kalma öfke ve kutuplaşmaya çizgi çekilerek yeni bir çözüm ve barış dönemi başlatılabilir. Gelinen durumda darbe girişimi, bütün taraflara ortak bir kaderlerinin olduğunu göstermesi açısından hayırlı bile oldu denebilir.

Ne var ki hükümetin bütün bu imkânların farkında olduğuna dair herhangi bir işaret yok. Kürt sorununun çözümüne ya da çözme girişime ilişkin bir niyet söz konusu değil. Aksine dünden kalma kutuplaştırıcı ve inkârcı söylem olduğu gibi devam ediyor. Meydanlardaki kitlelerin milliyetçi güdüleri kaşınarak yeni kutuplaşmalara zemin hazırlanıyor. Kürt tarafının, siyaset alanında başlayan diyalog ve yakınlaşma platformlarının dışında tutulması ise dikkat çekici. Bu gidişle geçmişten kalma toplumsal fay hatlarının daha da derinleşmesi işten değil.

Bu yolun Türkiye’yi götüreceği yer demokrasi değildir.

Darbelere karşı olmak tek başına bir toplumu demokrat yapmaz. Demokrat olunmadan ise 15 Temmuz bir milada dönüştürülemez. 15 Temmuz’u Türkler ve Kürtler için yeni bir başlangıca dönüştürmek siyasetten demokrat olmaktan, Kürt sorununda barışçıl ve eşitlikçi çözümü savunmaktan geçer. 

Son bir söz de PKK’ye.

Türkiye gerçekten önemli bir badireden geçiyor. Bu zor zamanlarda atılacak her bir adımın farklı bir anlamı var. Bu dönemde çatışmalarda ölen bir erin de, Türk tarafına uzatılacak bir elin de hafızalarda bırakacağı iz farklı olur. Dün de silahlı çatışmalara gerek yoktu, bu gün ilan edilecek bir çatışmasızlık kararı Kürt sorununun çözümünden yana olan herkesin yüreğine su serper, elini güçlendirir. Eğer bir gün silahlar susturulacaksa, bundan daha uygun bir zaman olmaz.


Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve İlke Haber'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89