• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -6 °C

15 Eylül’den 25 Kasım’a çok şey değişecek

Günay Aslan

Kürdistan Ulusal Kongresi’ nin 25 Kasım’a ertelenmesinin yankıları sürüyor.

Kongrenin bir kez daha ertelenmesi hem çeşitli spekülasyonlara yol açıyor hem de bölünmüşlük yüzünden çok çekmiş Kürtlerin hafızasındaki olumsuz anıların canlanmasına neden oluyor.

Bundan olsa gerek çoğu Kürt açıklanan, ‘seçim var’ gerekçesini inandırıcı bulmuyor. Bir çoğu haklı olarak, ‘seçimlerin 21 Eylul’de yapılacağı daha önceden bilinmiyor muydu?’ sorusunu soruyor.

Erteleme kararının alınmasında seçimler kadar kongrenin modelinin ve Kürdistan parçalarının temsili meselesinin de etkili olduğu iddia ediliyor.

Buradan hareketle kimilerileri Kürt partileri arasında ‘sandayle kavgasının’ yaşandığını ileri sürüyor.

Ertelemenin görünür nedenleri olarak bu başlıklar öne çıkıyor ancak, bunların aşılması mümkün ikincil meseleler olduğunu Kürt siyasetini yakından izleyenler biliyor.

Bu durumda geriye nesnel sürece ve Ortadoğu’daki gelişmelere bakmak kalıyor.

Nesnel süreç evet, bir yanıyla Kürt partilerini birleşmeye teşvik ediyor ama, diğer yanıyla da ulusal birlik şurada kalsın her parti ve oluşumu kendi içinde ayrışmaya da zorluyor.

Ortadoğu’da amansız bir güç mücadelesinin yaşandığı kaotik bu dönemde Kürdistan’ın özgürlüğü ve Ortadoğu’nun geleceği açısından kilit bir role sahip olan Kürt siyaseti sürecin kırılgan dengeleri yüzünden birliğini sağlamakta zorlandığı gibi zaman zaman iç dengelerini korumakta bile sıkıntılar yaşıyor.

Gelişmelerin nesnel boyutlarının devletlerin dahi iradelerini parçaladığı günümüzde hiçbir güç hiçbir konuda kolay kolay yekpare tutum alamıyor. Bütün bunlar nesnel sürecin yakıcı özelliğinden kaynaklanıyor.

Dolayısıyla böylesi bir süreçte ayakta kalmanın bile başarı olduğunu görmek gerekiyor.

Demek istediğim; birleşme yönünde ciddi bir irade sergileyen Kürt siyasetinin ortak bir strateji oluşturma ve ortak bir örgütlenme yaratamamasının nedenini Kürt partilerinin basiretsizliği ya da isteksizliğinde değil, bölgesel siyasetin kaotik yapısında aramak, bunun bir süredaha devam edeceğinin de farkında olmak gerekiyor. Bölgesel gelişmelerin tetiklediği Türk-İran rekabeti güney siyaseti başta olmak üzere bütün Kürt siyasetini etkilediği görülüyor. Buna küresel güçlerin özellikle de Amerika’nın tavrı eklenince bu etki daha da derinleşiyor. Türk-İran rekabetinde son yıllara kadar Türkiye’den yana bir politika izleyen Amerika şimdi mesafeli duruyor! Amerika, Güney liderliğinin Türkiye’yle yaptığı stratejik işbirliğine onay vermiyor. Güney Kürdistan-Türkiye ilişkilerini kontrol altında tutmak, petrol ve gaz akışını sınırlandırmak istiyor.

Bu yüzden stratejik işbirliğinin ayakları havada kalıyor. Bu da güneydeki yerleşik dengeleri sarsıyor. Bunun sonuçları da birçok alanda olduğu gibi Ulusal Kongre çalışmalarında da karşımıza çıkıyor.

Türkiye’nin dayatmalarının kongre sürecini olumsuz etkilediği anlaşılıyor. Ne de olsa Kürtlerin kongreye biçtiği misyonla Türk hükümetinin beklentileri uyuşmuyor! Elindeki önemli kartlardan bazılarını Türkiye sepetine doldurmuş Güney liderliği bunları kaybetmemek hatırına dayatmalara beklendiği oranda karşı çıkmıyor,çıkamıyor. Ayrıca İran’ı da unutmamak gerekiyor. İran da Kürtleri ve kongreyi yönlendirmeye; imkanlarını kullanarak kendi çıkarlarını dikte ettirmeye çalışıyor.

Kuşatmaya alınmış ve iki ateş arasında kalmış Kürt siyaseti bu hengamede ister istemez bir takım gel-gitler yaşamak durumunda kalıyor.

Bu gel-gitlerden biri de Suriye yapılacak müdahale konusunda yaşanıyor. Kürt siyaseti bu konuda ortak bir tutum alamıyor ve bu da kongre sürecini olumsuz etkiliyor.

Ancak siyaset sınıfı Suriye’ye müdahale konusunda ortak bir tutum alamasa da sonrası için ortak hareket etme ihtiyacını da hissediyor. Rojava’da gecici yönetimin kurulması konusundaki genel uzlaşma bunu gösteriyor. Demokratik çözüm sürecinde yaşanan tıkanmanın ve yükselen gerilimin de ertelemede etkili olduğu anlaşılıyor. Zira, savaşın yeniden başlama olasılığı Güney liderliğini tedirgin ediyor. Özellikle de Barzani ve partisi KDP sürecinin akibetini görmek istiyor.

Fakat süreç ne yönde gelişirse gelişsin KDP de dahil, hiçbir Kürt partisinin kongre sürecine bundan böyle sırtını dönme lüksü de bulunmuyor.

Kaldı ki bütün bileşenleriyle Kürt siyaseti birlikte kazanacağı gibi birlikte kaybedeceğinin farkında görünüyor ve bütün zorluklarına rağmen kongre sürecini bu yüzden devam ettiriyor.

Sonuç olarak; kongrenin geleceği Suriye’ye müdahalenin yapılacağı, Rojava’da geçici yönetimin kurulacağı ve en önemlisi de kongreye ilham veren çözüm sürecinin akibetinin ortaya çıkacağı 15 Eylül-25 Kasım arasında geçecek zamana bağlı görünüyor.

Bölge devletleri ve bölgenin diğer dinamikleri gibi Kürt siyaseti de -haklı olarak- önünü görmek istiyor.

Dengelerin durmadan değiştiği bölgede her zaman herşeye hazırlıklı olmak ihtiyacı kimsenin kartlarını açık oynamasına izin vermiyor.

Dolayısıyla umutsuzluğa kapılmamak, istismar simsarlarına da kulak asmamak gerekiyor.

Aksine aradan geçecek zaman içinde çok şeyin değişeceğini ve Kürtlerin kongreye daha da güçlenmiş olarak gideceklerini görmek gerekiyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89