• BIST 83.243
  • Altın 149,216
  • Dolar 3,8261
  • Euro 4,1052
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -1 °C

12 Eylül ve günümüz

Muzaffer Ayata

12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 33 yıl geçti. Darbenin asıl hedefi sol, demokrasi güçleri ve Kürdistan’daki gelişmeleri boğmaktı. Kürdistan’da bir gelişme olacağını beklemiyorlardı. Sorunu tarihin karanlıklarına gömdüklerini hesaplıyorlardı. Ancak sınırlı bir örgütsel çalışmayla Kürdistan’da yaşam belirtilerinin ortaya çıkmaya başladığını gördüklerinde de paniklemeye ve hızla önünü almaya, yeniden kökünü kurutmaya karar verdiler.

Devletin asli güçleri yani ordu ve kontrgerilla hep mesai halindeydi. Gençlik hareketine kan bulaştırılmış, derin devletin kirli ve sokak kolu olan MHP ve uzantıları devrimci gençlik üzerine salınmıştı. Günde on-yirmi insan yaşamını yitirir olmuştu. Bu kanlı oyunlar üzerine Maraş Katliamı planlandı. Çok sayıda Alevi Kürt katledildi. Ardından sıkıyönetim ilan edildi. Ülke göz göre göre askeri bir darbeye hazırlandı. Bu kanlı oyunların üzerine de 12 Eylül darbesiyle askeri cunta yönetime el koydu.

Devrimci demokratik muhalefet adına ne varsa tasfiye edildi, tüm oluşumlar ve örgütlenmeler dağıtıldı. Meydan militerlere kalmıştı. Onbinlerce insan tutuklandı, işkence gördü, yurtdışına kaçmak zorunda bırakıldı. Generaller cuntası engelsiz ve dizginsiz bir terör estirdiler. Toplum suskunluğa gömülmüş, korku ve endişe hükmünü sürdürür olmuştu. Ülke tam anlamıyla karanlıklara gömülmüştü.

Zindanlar tam bir cehenneme çevrilmişti. Kendileri gibi bu ülkenin insanları olan tutsakları öldürme, ezme ve işkencelerden geçirme hakkını kendilerinde görüyorlardı. Tanrısal bir üstünlük edasındaydılar. Milliyetçilik ve ırkçılık sıradanlaşmış ve tüm topluma şırınga edilir olmuştu.

Toplum suskunluğa ve örgütsüzlüğe gömüldüğünde de yasal anayasal düzenlemelerle uzun vadeli devleti ve toplumu dizayn etmeyi önlerine koydular. 12 Eylül anayasasıyla bunu günümüze kadar sürdürmeyi başardılar. Üniversiteler ve gençlik politikanın dışına atılmış, apolitik bir toplum ve gençlik hedeflenmiş ve bu büyük oranda da başarılmıştı. 12 Eylül’ün tahribatları ve etkileri o yıllarla sınırlı kalmamıştır. Yüzbinlerce insanın açık zarar görmesi, ölmesi ve işkenceden geçmesiyle sonuçları sınırlı değildi. Günümüze kadar hala etkisini sürdüren bir düzen oluştu.

Cunta Türk-İslam sentezini esas alarak günümüzde dinin politikada bu denli kullanılmasının da önünü açtı. Eğer bugün Fethullah hareketi ve AKP bu kadar etkili hale geldiyse bunda kesinlikle cuntanın Türk-İslam modelinin ağır bir etkisi vardır.

Çünkü o dönem bugünkü AKP’nin kadroları veya Fethullahçılar hapishanelere atılmadı. İşkence görmediler, muhalefete geçmediler. Açık ve etkili bir itirazlarını ve karşı çıkışlarını görmedik.

Askeri darbelerden ve faşizan rejimlerden sonra genelde kitleler sola kayar, toplum bir nefes almak ister. Ancak 12 Eylül solu öyle bir ezdi ki, ülkeyi sağın cennetine çevirdi. Yasal düzenlemelerle de demokrasi güçlerinin işi hep zorlaştırıldı. Bugün de hala 12 Eylül anayasası ile Türkiye yönetiliyor. AKP söylemde demokratikleşme konusunda önemli adımları attığını söylüyor, ama 12 Eylül’ün ruhu olan anayasayı değiştirmeyi de önemli bir sorun olarak görmedi.

AKP darbe anasayası ile Türkiye’yi yönetebiliyor. Devleti ele geçirip tüm kurumlara yerleşip hizmetine koşabiliyor. İktidar odaklı siyaset yaptığı için devleti bu temelde elegeçirip yönetme ona yetiyor. Yüzünü halka dönüp demokrasiyi geliştirmeyi, zihniyeti değiştirmeyi ve demokrasi kültürünü egemen kılmayı kendisi için gerekli görmüyor. İktidara ve devlete yerleştikçe de değişimden korkmaya ve iktidarını korumaya kendisini ayarlıyor. AKP Kürt halkının otuz yılı aşan kesintisiz direnişine ve toplumsal dinamiklere karşı giderek de muhafazakar bir çizgide durmaya çalışıyor.

12 Eylül rejiminin özü anayasada ifadesini buluyor. Bu anasayanın özü de ilk üç değiştirilemez ve değiştirilmesi bile teklif edilemez maddesidir. Otuz yıl süre geçti. AKP on yıldan fazladır iktidarda ama hala bu maddelere dokunabilmiş değillerdir. Bu maddeler ve faşist, ırkçı anasaya değişmedikçe Türkiye ne demokratikleşebilir ne de Kürt halkını kapsayıp barışı kalıcı hale getirebilir.

12 Eylül’le ilgili iktidar çevreleri de konuşmaktadırlar. Bir yerde mağdur olduklarını ve karşı olduklarını söylemektedirler. Ancak bunlar doğru değerlendirmeler değildir. 12 Eylül rejimi hala bir biçimde devam etmektedir. Kürt halkının büyük tarihsel direnişine rağmen bu böyledir. Nedeni de AKP 12 Eylül rejiminin devamcısı olmasıdır. Darbenin anayasası hala yürürlükteyse ülkeyi on yıldır yöneten AKP’nin bunda sorumluluğu belirleyicidir. Kürtler ve Türkiye’nin demokrasi güçleri anayasanın değişmesini istiyorlar. Bunun mücadelesini veriyorlar. AKP de eğer değişimden yana ise kim bu anayasayı yürürlükte tutabiliyor? Bu soruya doğru cevap vermek çok önemlidir.

12 Eylül’ü günümüze kadar taşıran AKP gibi parti ve güçlerin artık gerici bir rol oynadıklarını ve aşılmaları gerektiğini bilerek mücadele edilmeli.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89