• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 19 °C

100 yıl sonra Türkiye aynı yerde mi?

Gökhan Bacık

İpek Üniversitesi’nin düzenlediği “1. Dünya Savaşı’ndan 100 Yıl Sonra Türkler, Araplar ve Kürtler” adlı konferansa katılan Princeton Üniversitesi’nden Prof. Şükrü Hanioğlu’nun konuşmasından iki noktayı aktarmak istiyorum.

1914 yılında Osmanlı Vezir-i Azamı “En az 15 yıl daha imparatorluk mevcut statüko ile devam eder” diyor. Halbuki 1929 yılında Osmanlı Devleti’nin yerinde çoktan Türkiye Cumhuriyeti kurulacaktı.

Prof. Hanioğlu, yıkılmanın son yıllarındaki Osmanlı Devleti için o dönemin büyük devletleri ile kıyas edilirse “İkinci sınıf bir devlet bile değildi” dedi.

İnsanın aklına şu espri geliyor: Zaten birinci sınıf bir devlet olmadığı “kendi devletinin yıkılmasına 7-8 yıl kaldığını anlamayan vezirleri”nden belli!
 
Osmanlıcılık’tan Türkiyeli’liğe
 
Son hızla yıkılışa doğru giderken bunu durdurmak için Osmanlı aydınları, ortaya “Osmanlıcılık” ideolojisini attı. Behlül Özkan’a göre Ziya Gökalp gibileri bile önceleri buna sahip çıktı.

Osmanlıcılığa göre Türk, Kürt, Ermeni, Hristiyan, Çerkes velhasıl kim varsa “Osmanlı” olarak bir şemsiye kimlik altında bir arada tutulacaktı. Ancak bu proje çöktü.

Bugün Türkiye’de bazıları Kürt sorunu bağlamında Osmanlıcılığı hatırlatan Türkiyelilik kimliğini öneriyor. Buna göre Türkler, Kürtler, Çerkesler velhasıl bu ülkede yaşayan herkes Türkiyeli olarak yaşayacak.

Burada soru şu: Türkiyelilik çökerse ne olacak?

Ziya Gökalp gibileri Osmanlıcılık çökünce Türkçülüğe dönmüşlerdi. Kürt sorununda Türkiye bir sonuç çıkaramazsa yani Türkiyelilik çökerse benzer bir şey olur mu?
Bugün Türkiye’nin belirli yerlerinde “Türkiyeliliğe bir tepki” gözlemleniyor. Fiilen bu tepkinin adresi daha milliyetçi bir yönelim.

Kısacası “Türkiyelilik projesi” çökerse tıpkı Osmanlı döneminde olduğu gibi bir tür ama günümüz koşullarına göre oluşmuş “Türkçülük” yükselir.

Bu nedenle, Türkiye’de siyasetin bir denge bulması gerekiyor: Bir taraftan Kürtler’in sorunlarını çözerken diğer taraftan “Türk çoğunluğun duygularının” yönetilmesi gerekiyor.

Türkiye “Kürtler’i yok saymak” ile “Türk çoğunluğun rencide edilmesi” gibi iki zıt uç arasında gidip gelmemelidir.
 
Türkiye dahili bir soğuk savaşa girmesin
 
Dünyada soğuk savaş, 1989 yılında bitti. Türkiye’nin ise kendi içinde dahili bir soğuk savaşa girme ihtimali var.

Türkiye’de üç büyük tehlike eş zamanlı ilerliyor:

Birincisi, toplumsal ayrışma had safhada.

İkincisi, kurumlar çöküyor.

Üçüncüsü, sorunları anlamamakta direnen bir siyasi algı yerleşiyor.

Kurumların çöküşü toplumun ve devletin şokları daha zor geçirmesine yol açar.
Türkiye’nin bütün sıkıntılara rağmen yerleşik bir kurumsal devlet geleneği vardı.

Maalesef kurumlar aşınıyor. Kurumları bir binanın sütunları gibi düşünmek lazım. Her toplum sorunlar yaşar ancak toplumu kurumların devamlılığı ve hafızası tekrar düzlüğe çıkarır.

Ekonomistler, “kriz çok yavaş gelir ancak gelince birden etkilerini hissedersin” der. Bu siyaset bilimi için de geçerli.

“Şöyle devlet olduk, büyük devlet oluyoruz” hamaseti içinde 1914 Temmuz’unda “en az 15 sene mevcut yapı içinde Osmanlı Devleti rahatça devam eder” diyen Osmanlı vezir-i azamı gibi yanılıyor olmayalım!

2013 yılında Merkez Bankası Başkanı “dolar yıl sonu 1,92 olursa şaşırmayın” demişti. Şimdi bankacılar “dolar 2016 sonu 3.3 olursa şaşırmayın” diyor.

Dolar kuru üzerine şaşkınlığı bir derece sindirebiliriz. Ama ne yapalım edelim 1914’teki Osmanlı veziri gibi şaşırmayalım.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89