• BIST 89.955
  • Altın 145,546
  • Dolar 3,5984
  • Euro 3,9105
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 14 °C
  • Berlin 10 °C

1 Mayıs Milli Bayram’a dönüşürken

Orhan Miroğlu

Nedim Şener kardeşimizi, Silivri’de gördüğü zulmü televizyonlarda anlatırken dinlediğim günden bu yana, meğer beterin beteri varmış, Diyarbakır cezaevinde yaşananlardan söz etmek ayıp olur artık demiştim, ama 1 Mayıs kutlamalarında ortaya serilen o devasa bayrakları görünce, “Silivri Toplama Kampı” kadar olmasa da, epey eziyetin ve zulmün yaşandığı Diyarbakır cezaeviyle ilgili hafızam yeniden tazelendi.

Ne yalan söyleyeyim, ben bu büyüklükteki bayrakları sadece Diyarbakır cezaevinin havalandırmasında ve içeriye hiç gün ışığı sızmasın diye kırmızı boyayla boyanmış pencereleri olan koğuşların tavanlarında ve duvarlarında görmüştüm.

Bayrağa saygısızlık etmek aklımdan geçmez benim, ama o gün bugün bayrağın bu büyüklükte olanından korkarım ve hatta bu büyüklükte bir bayrağı da getirip bir yerlere asanın da bir şeylerden çok korktuğunu; büyük bayrağa merakın, büyük korkuların sonucunda oluştuğunu bilirim.

Bana öyle gelir ki, eğer bir halk işini gücünü bırakıp metrelerce uzunlukta ve genişlikte bayrak dikip, onu her gösteride taşımak gibi yeni alışkanlıklar edinmişse ve üstelik ülkenin içinde bulunduğu tarihî bir değişim sürecinde, siyasi taleplerini ve isteklerini o devasa bayrakların arkasına sıralanarak dile getiriyorsa, burada normal olmayan bir durum sözkonusudur.

Bu büyüklükte bayrakların dalgalandığı gösterilerle işim olmadı şimdiye kadar.

Bunun, Türk bayrağına karşı bir tepkisel tavır içinde olmakla ilgisi yok, birileri bu büyüklükte bir Kürdistan bayrağının arkasında yürüse, yaklaşımım aynı olur.

Bayrağın ebadı ve büyüklüğüyle, milliyetçiliğin etkisi ve büyüklüğü arasında doğru orantı vardır ve bu doğru orantıya 1 Mayıs kutlamalarında yeniden tanık olduk.

Metrelerce uzunlukta ve genişlikte bayraklar 1 Mayıs uluslararası işçi bayramı gününde ülkenin dört bir yanında dalgalanıp durdu..

Bunun siyaseten, tarihî bakımdan ve her şeyden önce enternasyonal karakteri önde olan bir bayram kutlaması için normal bir durum olduğunu düşünmemek gerekir.

Ama her şeyin millileşmesini talep edenlerdenseniz, durumu normal görüp, bu manzarayı enternasyonal karakteriyle tanımlanan bir bayrama katkı niyetiyle sunulmuş, “milli tatlar içeren bir çeşni”nin ilavesi olarak görebilir ve abartılacak bir şey olmadığı kanaatine varabilirsiniz.

İzleyebildiğim kadarıyla, bayramın uluslararası tanımına uygun, öne çıkmış bir slogan, bir mesaj yoktu.

Oysa bu bayram, işçi hareketinin dünyadaki çeşitli ve farklı versiyonlarına rağmen enternasyonal kalmış, kapitalist küreselleşmenin, “küreselleştiremediği”, aslına bakarsanız, kimsenin de dünyada bunun için kayda değer bir çaba göstermediği bir bayramdır.

Hiçbir neo-Nazi’nin ya da Avrupa’daki yeni ırkçı-milliyetçi fikirlerin savunucusu bir hareketin kalkıp da 1 Mayıs’ı memleketin solcularıyla, sol partileriyle kutladığı vaki değildir.

Üç yıl önce Stockholm’deydim ve bu şehirdeki 1 Mayıs’ın kutlamasına katıldım.

Kutlayanlar solcular, sosyal-demokrat partilerdi. Ama kutlamaya katılanlar kadar da protestocu vardı ki, onlar da İsveç’in milliyetçileri ve faşistleriydi.

Bizde, hiçbir şey dünyadaki hale pek uymuyor.

1915’i anma programlarını protesto eden gruplar, veya bu anmalara katılmayan gruplar, bir bakıyorsunuz, 1 Mayıs’ta, 1915’i ananlarla aynı saftalar..

Bu durumun derinlerde yatan sebeplerini anlamadan insanın safını seçebilmesi, durduğu yerden emin olması mümkün değildir.

1 Mayıs’ta, memleketin en namlı milliyetçileri, Kemalistleri, neo-İttihatçıları, Ergenekoncuları, kol kola yürüdüler. Yalnız da değillerdi, aynı saflarda solcular ve Kürtler de vardı.

Mersin’de mesela devasa bir bayrak önde gidiyordu. Onun arkasında da bir dev bir Atatürk posteri. Yürüyüşe geçildi ve birden İstiklal Marşı okundu. Milli ritüel böylece tamamlandı. Bu durum biraz BDP’lileri şaşırttı tabii, muhtemelen ne oluyoruz diyenler de olmuştur aralarında. Bunda şaşacak bir şey yok bence. PKK-BDP’yle temsil edilen Kürt siyasetinin durduğu siyasi ittifak ve birlik noktası, bu birlik ve ittifak anlayışını düşünüp, planlayanların aynen tahayyül ettiği gibi inşa ediliyor.

Öte yandan, 1 Mayıs dünya işçi sınıfının bayramına gösterilen teveccühü, bu sınıfın mücadelesine duyulan saygının bir sonucu olarak görmek mümkün değil.

Alternatif Cuma namazları vardı, şimdi de burjuvalarımızın dahi medyalarıyla ve gönülden destekledikleri alternatif 1 Mayısımız oldu.

Ortadaki manzara, bugün artık neo-İttihatçı bir cepheyi inşa etmekte olan Türk sağının ve milliyetçiliğinin kullanabildiği, daha doğrusu kullanıma müsait her alana, her geleneğe ve her ritüele sızma, nüfus etme ve o alanı kontrol altına alma kabiliyeti ve mobilizasyonunun ne kadar da yetkinleştiğini ve geniş kitleleri etkilemeye devam ettiğini gösteriyor.

Dünyanın en büyük enternasyonalist devrimcisi CHE’nin dahi “millileştirildiği” bir siyasi iklimden geçiyoruz.

Sözünü ettiğim neo-İttihatçı kabiliyetin, mobilize olduğu alanlar ise çok çeşitli.

Bu kabiliyetin, Hrant Dink Davası, Ergenekon, Balyoz ve JİTEM davalarına, 1 Mayıs’a Sivas, Uludere gibi katliamlara kadar sızabilmesi, bu alanlarda neredeyse yegâne söz ve karar sahibi haline gelmesinin; liberal-sol kesimlerde neredeyse hiçbir değerlendirmeye ve eleştiriye uğramaması, bu kesimlerin sözkonusu ittifakın adım adım ördüğü cepheye hedef olmaktan korkarak geri adım atmalarıyla ve bu yeni siyasi ittifaka sınırsız bir tolerans tanımalarıyla açıklanabilir ancak.

“İşe yaramaz” Kürt aydınlarını bir anda PKK’ye ve medyaya andıçlamak kolay!

Hayatı pahasına, peş peşe tezgâhlanan Kemalist darbelere karşı çıkabilmiş bir başbakanı, ülkesini uçurumun kenarından, bir iç savaşın eşiğinden alıp kurtarmış bir lideri, Kemalist olmakla suçlamak kolay!

Siz gelin de dünyada hiç benzeri olmayan bir tuhaflık içinde, solcularla-milliyetçilerin ve demokratik özerklik peşinde koşan Kürtlerin, nasıl olur da, Kemalistlerle, İttihatçılarla kol kola 1 Mayıs’ı kutladıklarını anlatın, bu yönlü de yazılar okumak istiyorum sizden.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89