• BIST 106.390
  • Altın 141,861
  • Dolar 3,5353
  • Euro 4,1152
  • İstanbul 27 °C
  • Diyarbakır 36 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 20 °C

1 Kasım’ın sürpriz sonuçları

Bayram Bozyel

1 Kasım’da yapılan erken (tekrar) seçim sonuçları birçok öngörüyü boşa çıkartarak sürpriz siyasi bir tablo ortaya çıkardı. 7 Haziran’da büyük oy kaybına uğrayan AKP, 1 Kasım’da tekrarlanan erken seçimde tek başına hükümet kurmak için gerekenden fazla oy alarak dördüncü kez iktidarı garantiledi. 1 Kasım seçiminin sürpriz ama bir yanıyla doğal sonuçlarından birisi de MHP’nin büyük bir hezimet yaşayarak parlamentodaki sandalye sayısını yarı yarıya oranda kaybetmesi oldu. HDP önemli bir oy kaybına rağmen meclise girmeyi başardı. CHP ise 7 Haziran’da elde ettiği oy ve sandalye sayısını küçük bir farkla korudu.

7 Haziran seçimlerinden önce sağduyulu kesimde şöyle bir beklenti söz konusuydu; yaptığı yanlışlardan dolayı toplum AKP’ye gerekli uyarıda bulunmalı, ama yine de onu tek başına iktidar yapmalı, HDP ise mutlaka meclise taşınmalıydı. Ancak toplum kantarın topuzunu kaçırmış, HDP’ye barajı aştırmaya çalışırken AKP’yi tek başına iktidar çoğunluğundan yoksun bırakmıştı. Böyle bir sonuç ise bildik belirsizlik dönemine ve son birkaç aydaki çalkantılı sürece yol açtı.

7 Haziran seçim sonuçları bir gerçeği daha ortaya çıkardı; AKP dışında, ona rağmen (yüzde 60 blok olarak nitelendirilen cephede) bir hükümet kurma şansı yok. Uzun yıllar tek partili iktidara alışmış Türkiye için koalisyon hükümetleri ile yönetilmenin sanıldığı kadar kolay olmadığı anlaşıldı.

Özetle 7 Haziran seçim sonuçları deneyimi toplumu oylarını yeniden AKP’de toparlamaya yöneltti. AKP de yaşadığı yenilgilerden kimi dersler çıkartarak kendini toparladı ve onun ‘istikrar’ söylemi toplumda karşılık bularak tek başına iktidar olmasına imkân sundu.

MHP’nin 1 Kasım’da yaşadığı siyasi çöküş ise anlaşılır bir durum. Daha önce izlediği politikalar bir yana, 7 Haziran seçiminden sonra her türlü uzlaşma ve çağrıya sırt çevirmesi, Çözüm Süreci’ne karşı izlediği hırçın tutum, toplumdan ciddi bir tokat yemesine yol açtı. Türk toplumunun barış yönündeki eğilimini yok sayarak bildik ırkçı ve barış karşıtı söylemini sürdürmesi ona hak ettiği yenilgiyi yaşattı. Bu açıdan MHP bakımından gelinen nokta şaşırtıcı olmadı, tersine olumlu bir gelişme sayılabilir.

HDP ise yaşadığı oy ve sandalye kaybına rağmen barajı aşarak parlamentoda temsil edilmeyi başardı. HDP’nin 7 Haziran’daki oylarının bir kısmının ödünç alındığı bizzat Sayın Demirtaş tarafından dile getirilmişti. HDP’deki yoğunlaşmanın esas olarak AKP’yi tek başına iktidar yapmamak saikından kaynaklandığı biliniyordu. Baraj sorunu kalkınca 7 Haziran seçiminde gelen ödünç oylar son seçimde asıl yerlerine döndü. Daha da önemlisi HDP-PKK kesimi, HDP’ye verilen yüzde 13 oranındaki desteğin verdiği mesajı okumakta zorlandı. Toplum, Kürt sorununun siyasal zeminde barışçıl çözümü için HDP’ye bir kredi sunmuş, şans tanımıştı. Suruç katliamından sonra yaşanan acı olaylar silsilesi ve çatışma ortamı ise HDP’ye oy veren önemli bir seçmen kitlesi bakımından düş kırıcı oldu. HDP, 7 Haziran’da kendisine verilen kredinin gereğini yapamadı ya da ona yaptırılmadı. Başka bir ifade ile HDP işlevsizleştirilerek ona verilen destek boşa çıkartıldı. PKK’nin çatışmayı tırmandırma ve gerilim politikası sonuçta oy ve sandalye kaybı olarak HDP’ye fatura edildi.

Öte yandan 1 Kasım seçim sonucunda oluşan dört partili parlamento birkaç açıdan olumlu nitelendirilebilir. Çünkü Türkiye’nin önünde çözüm bekleyen büyük sorunlar söz konusu ve bütün bunlar ancak geniş bir toplumsal uzlaşıyla çözülebilir.

Çözüm bekleyen sorunların başında hiç kuşkusuz Kürt sorunu geliyor. Onunla bağlantılı olarak da silahların devreden çıkartılması meselesi. Bu bağlamda Türkiye bir an önce yeniden Çözüm Süreci’ne dönmeli. Elbette bu kez yeni bir format ve farklı bir içerikle. Süreç salt bir kesimle kapalı devre bir mekanizma olarak değil, en geniş Kürt kesimlerinin katılımıyla sürdürülmeli. Geçen dönemin deneyimlerinden gerekli dersler çıkartılmalı, Kürt sorununu PKK’yi silahsızlandırmaya indirgeme anlayışı terk edilmeli. Silahları devreden çıkartmak için gerekli adımlar atılırken, bütün çabalar esas olarak Kürt sorununun kalıcı ve adil çözümünde yoğunlaşmalı. Kürt sorununda göz önünde bulundurulması gereken diğer bir nokta, onun bölgesel bir sorun olduğu gerçeği. Bu çerçevede Türkiye’nin Kürt sorunuyla ilgili bütüncül bir yaklaşım geliştirmesi son derece önemlidir. Türkiye’nin kendi Kürt sorununu çözmesi ile onun İran, Irak ve Suriye’deki Kürt sorununa yaklaşımı arasında kopmaz bağlar söz konusu. Diğer parçalardaki Kürtlerle yapıcı ilişkiler kurması Türkiye’nin kendi Kürt sorununun çözümünü kolaylaştırır. Kendi Kürt sorununun çözen bir Türkiye’nin ise Kürt dünyasına bakışının olumlu yönde değişeceğine kuşku yok.

Bütün bu sorunların çözümünün gelip dayandığı nokta ise hiç kuşkusuz yeni bir anayasa sorunudur. Yeni bir anayasa ile kangrenleşmiş sorunlarına köklü çözüm getirmeden Türkiye’nin artık yol alması mümkün değil. Bu ise geniş katılımlı bir toplumsal uzlaşmayı gerektirir. Dört partili mevcut parlamento bu açıdan bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Elbette bu konuda en büyük görev AKP’ye düşer. AKP, CHP ve HDP ile varacağı kapsamlı bir uzlaşma ve parlamento dışı siyasi ve toplum kesimlerinin etkin katılımıyla yeni bir anayasa yapımı için bir süreç başlatmalı. Ya da bunun için demokrasi, barış ve Kürt sorununun çözümünden yana olan güçler AKP üzerinde gerekli baskıyı kurmalı.

1 Kasım seçim sonuçlarına ilişkin bu kısa ve erken değerlendirmede altı çizilmesi gereken bir nokta da HAK-PAR’ın oylarını yüzde yüz oranda artırmış olması. Bu sonuç, Kürt toplumunun, HDP-PKK çizgisine dayalı hegemonik siyasi yapıyı kırma yönünde verdiği bir mesaj olarak okunmalı. Bu mesajın ilk işaretleri esas olarak 2014 yerel seçimlerinde verilmişti. Şimdi bu yöndeki eğilim daha görünür hale geldi. HDP-PKK çizgisi dışındaki Kürt yapılarının cevvaliyetlerine bağlı olarak bu trend daha da artabilir. HDP-PKK çizgisi dışında farklı siyasi aktörlerin ortaya çıkarak güçlenmesi hem Kürt siyasetinin normalleşmesi ve çoğulcu bir karakter kazanması açısında sağlıklı bir gelişme, hem de söz konusu kesiminin kendisine çeki düzen vermesine bir katkısı olabilir. 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89