• BIST 105.964
  • Altın 162,960
  • Dolar 3,9325
  • Euro 4,6364
  • İstanbul 12 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 3 °C
  • Berlin 6 °C

Uzat elini kardeşine…

Uzat elini kardeşine…
Bir gerçekle karşı karşıyayız. Gözlerimizi ne kadar kapamaya çalışsak da, kulaklarımızı tıkasak da, göz kamaştırıcı ışık karşısında, kapalı gözlerimiz yine de rahatsız olacaktır.

Biraz eziklik, biraz kırgınlık ama hep güler yüzlü ve hep dostça

Bir gerçekle karşı karşıyayız. Gözlerimizi ne kadar kapamaya çalışsak da, kulaklarımızı tıkasak da, göz kamaştırıcı ışık karşısında, kapalı gözlerimiz yine de rahatsız olacaktır. Var olan gürültü ve karmaşayı hangimiz yok sayabiliriz. Kapı komşumuz, arkadaşlarımız, meslektaşlarımız ve alış veriş yaptığımız esnada karşılaştığımız insanları dinlediğiniz oldu mu hiç? 

Farklı bir kültürde harmanlanmış, farklı bir dil ve farklı bir aksan. Ama hep güler yüzlü ve hep dostça. Acaba bu yüzlerden, biraz eziklik ve  biraz kırgınlık dikkatinizi çekmiş miydi hiç? Tüm yok sayma ve asimilasyonlara rağmen, onları bize bu kadar yakın ve sıcak tutan neydi? Lütfen bunu iyi düşünelim. Neydi bizi bir araya getiren ve bizi birbirimize sevdiren olgu. Bunu yakalar ve çözersek eğer, 25 yıldır akan kanın nasıl durdurulması gerektiğine dair formülü de bulmuş oluruz. Bunu yakalamak ve  bunun üzerinde hareket durmaktan başka yolumuz yok. Bu yüzden tek kurtuluşumuzun bu olduğu kanısındayım… 

“Kürt olduğumuz için bizim mutsuz olmamız mı gerekiyor” sorusu ile çok muhatap oldum 

Bir zamanlar ilk gördüğümde, gözlerimi dolduran ve insan onurunu aşağılayan “zenciler ve köpekler giremez” levhası, üniversite yıllarımda, kapının önünde bekleyen  başörtülü öğrencileri hatırlattı bana. Ellerinde tuttukları ve her şeye inat sımsıkı sarıldıkları kitapları, okuma azimleri, ilim öğrenme mücadeleleri ve itilmişlikleri geldi aklıma. Heyhat! Şimdiki camekan örtülülerden ne kadar farklı idiler. Heyhat! “Zenciler ve köpekler giremez” levhası sanki bizim üniversitelerimizin kapısındaki ikna odalarının kapılarına asılan levhalar gibiydi. Ben; doğuda görev yaptığım sırada o ve ona benzer yazıların farklı versiyonunu da gördüm maalesef. 

Kendini kürt olarak tanımlayan, Kürt kimliğinin farkında olan, farklı bir dil ve gelenekle yoğrulmuş, tek kelime Türkçe  bilmeyen insanlar, dağın tepesine kazınmış “Ne mutlu türküm  diyene’’ yazısının yorumunu çok sordular  bana. Öğretmen olduğum için bu ve benzer sorularla sıkça muhatap olduğumu söyleyebilirim. Peki, “Kürt olduğumuz için bizim mutsuz olmamız mı gerekiyor” gibi sorularla karşılaştınız mı hiç. İşin aslı, o insanlarada söylediğim gibi, bu kadar haksızlık ve zulmün kol gezdiği bir yerde ben, Türk olduğum için neden mutlu olmam gerektiğini hala anlayabilmiş değilim. Çünkü en az ben de onlar kadar mutsuzdum. Kıyım, asimilasyon ve yok saymalar sözkonusu olsada, yaratılıştan gelen bir ırka mensub olma özelliğinin, neden övüldüğünü yada yerildiğini kavramakta zorlanıyorum. 

“Analar ağlamasın” diyoruz. Bakıyoruz ki anaların gözyaşları bitmiyor 

Halbuki, ırkçılık insanlık tarihi boyunca bütün dinler ve kutsal metinlerce yasaklanan ve kötü görülen bir olgu olmuştur. Bu yüzden Allah, “Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve sizi millet millet, kabile kabile yaptık ki, tanışıp kaynaşasınız. Allah katında en şerefliniz Ondan en çok korkanınızdır” ayeti ile muhatap kılmaktadır. Her gün televizyonlarımızda şehitler ölmez vatan bölünmez sloganlarını duyuyoruz. Ama biliyoruz ki, bu ülkede 50 bin insan öldü, 17 bin de faili meçhul var. Hala her gün askerlerimizin üzücü haberini alıyoruz. “Analar ağlamasın” diyoruz. Bakıyoruz ki anaların gözyaşları bitmiyor. Kimse bu iç savaşı yok sayamaz, görmezden gelemez. Sorun ne kadar sümenaltı edilmeye çalışılsa da feryatlar ve göz yaşları bunun tersini isbatlıyor. Bu savaş, bu mücadele, bu kavga, adına ne derseniz deyin bitmedi bitmeyecek te. Tüm acıları bir kenara bırakıp, daha fazla kan akmaması için, ortak değerlerimiz  olan bu insanları anlamak, dinlemek beraber çözüm üretmek zorundayız. 

“Zamanı geldi çoktan geçiyor, tehlikenin farkında mısınız” diyen o azgın azınlığın tehlike gördüğü milli manevi değerlerimize sarılarak, hem de imanımızın gereği  olarak bu insanların taleplerini anlamamız, dinlememiz ve zalime karşı mazlumun yanında durmamız gerekmekte. Kimliklerine bakmadan. Tüm şovenist düşüncelerden arınarak. Onları yok saymak sorunu kemikleştirir, kronikleştirir. Her gün gelen cenazeler, yüzleri yeni tüylenmiş gencecik erlerimizin tabutları, bize var olan gerçeği anlatıyor. Biz  gözümüzü kapadıkça tabutlar ve cenazeler ardı arkasına kesilmeyecektir. “Vatan sağ olsun” demek çözüm değil Çünkü vatanın üzerinde yaşayan “azgın azınlık” semiriyor ve bizler yok oluyoruz. Vatan; üzerinde yaşayan herkesi eşit şekilde kucaklamalıdır. 

Eşit haklara sahip olmayı kabullenmek imani bir gereklilik  

Zulmün kol gezdiği, hakkın hiçe sayıldığı, adalet ve eşitliğin olmadığı yerde hak ettiği halde elinden idareciği alınan ve yıllarca sürgün hayatı yaşayan ben, haksızlığa uğramanın, “öteki” olmanın itilmişliğinin nasıl acıttığını ve kanattığını iyi bilirim.

Korku kültürü ile büyümüş bizler hep hedef gösterilenleri kötü bildik. Dostlarımızı seçme hakkımız olmadığı gibi, düşman ilan edilenleri de seçemedik. Hep hedef gösterilene baktık, hedef göstereni görmedik. Yanlışımız belkide burada başladı. Birilerinin inandığına inanmak zorunda kaldık. Onlar gibi düşünmeye mecbur bırakıldık. Sormadık, sorgulayamadık. Onlar “dağ kürdü” dedi, biz alkışladık hatta bizde dedik. “Kuyruklu” dediğimiz insanlarla eşit haklara sahip olmayı kabullenmenin imani bir gereklilik olduğunun farkına vararak, farkına varamayanlar ise içine sindirerek bu açılımı sonuna kadar desteklemeli diye düşünüyorum.

20 milyona yakın insan kendini Kürt olarak tanımlıyor. Bu insanların  %95 i ise  Müslüman. Hem de biz bazı Türklerden! daha çok. Allah bile yarattığı kullarını  kendi dili ile tanımlamıştır. Yine de bu insanlar  tarih boyunca çevrelerindeki Müslüman milletlerle kader birliği yapmışlardır.. 

En büyük sorun ırkçılık 

Eğer bu ülkeden toprak koparmak gibi bir niyetleri olsaydı, toplu halde bir bölgeye yığılırlardı. Tam tersine bu toprakların her köşesine daha fazla dağıldılar. Çok azınlık bir gurup hariç bu milletin çoğunluğu ayrı bir devlet kurma saikıyla bu dramı yaşamadı. Böyle bir talepleri de  olmadı. Şimdi gerçek Müslüman kimliğimizi giyip, bize biçilen ırkçı gömleğini yırtıp atarak birbirimizle kucaklaşma biribirimizi kabullenme ve bağrımıza basma zamanıdır. 

Toplumda kin ve nefret duygularını tahrik edici, bölücü, parçalayıcı zihniyetin ürünü olan  ”Türkiye’de yaşayan herkes Türktür, Ya sev ya terk et, sözde vatandaşlar, Ermeni dölleri, Dağ Türkleri, Mağaralardaki Kuyruklular”… gibi sözler ve uygulamalar can ve mal kayıplarına sebep olan unsurların başında gelmektedir. Bizi biz yapan, kucaklaşmamızı sağlayan, inancımızla ve tüm kalbimizle gerçekleri görmek ve sorgulamak durumundayız. Bizler, küfür milleti gibi birbirimizi etnik olarak boğazlıyamayız. Aynı Allah, aynı peygamber, aynı kitap, aynı kıbleye dönen bizler, üstünlüğün nerde olduğunu bilen insanlarız hamd olsun. Azınlığın resmi ideolojisini ve dayatmaları bir tarafa bırakarak, bizi bize kırdıranların oyunlarını bozmalıyız. Bu inat; bize onurumuzu, gençlerimizi, Müslüman kimliğimizi, değerlerimizi bizi var eden tüm güzellikleri kaybettirir. 

CHP 1989’daki kürt açılımı paketini hatırlamalı ve tarihteki yerini almalı 

Kimliğimizi, kişiliğimizi, dolayısıyla da bizi biz yapan özgünlüğümüzü ve özgürlüğümüzü kaybetmemek için yapabileceğimiz çok şeylerin olduğunu düşünüyorum. Bu süreçte iktidar partisi üzerine düşeni yapmalı, aynı şeyi muhalefet liderlerinden de bekliyorum. CHP 1989’daki kürt açılımı paketini hatırlamalı. 20 sene önce gördüğü, şimdi ise inkar ettiği için bitme noktasına gelen bu parti, doğru olan tavrı sergilemeli ve böylece tekrar tarihteki yerini almalı. Liderler, yöneticiler, sivil toplum kuruluşlar, kanaat önderleri, aydınlar ve bizler üzerimize  düşeni yapmalıyız. “Tankları sürelim, birkaç günde biz bu işi hallederiz” diyenler, “şehit” cenazelerine uğramasınlar, “şehit” analarının gözyaşını silmesinler. Çünkü bunların esas müsebbibi onlar. Bu ülkede yaşayan, ocaklarımızın sönmesine sebep olan, gelinlikle  nişanlısını beklerken kara haberini alan genç kızlarımızın hatırına, okullardan yeni mezun olmuş, yüzleri iman nuru ile tertemiz Memetlerimizin Ahmetlerimizin hatırına, gözü yaşlı anaların babaların hatırına, bu ülkenin gencecik insanlarını kara toprağa vermemek için hadi el ele olalım. Zalimlere inat uzat elini kardeşine. 

Aytaç Kılınç
Öğretmen

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89