• BIST 107.202
  • Altın 145,447
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 26 °C
  • Diyarbakır 27 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 27 °C
  • Berlin 16 °C

Subaylara evlatlık verilen Dersim'in kayıp kızları!

Subaylara evlatlık verilen Dersim'in kayıp kızları!
Dersim’de subaylara evlatlık verilen kızların izini süren Gündoğan çifti Onur Öymen’i çektikleri belgeselin galasına davet edecek.

Dersim’de subaylara evlatlık verilen kızların izini süren Gündoğan çifti Onur Öymen’i çektikleri belgeselin galasına davet edecek: Öyküleri dinlesin. Anaların nasıl ağlatıldığını o da görecek

Üç yıl boyunca Dersim’in kayıp kızlarının izini süren Kazım-Nezahat Gündoğan çifti, katliamda ailesinden koparılarak subaylar tarafından yetiştirilen kız çocuklarının içler acısı öykülerine ulaştı. Bugün yaşları 80-85 arasında olan ondan fazla Dersimli kızla konuşan Gündoğan çifti, bu öyküleri belgeselleştirdi. Galasını Ocak 2010’da yapmayı planladıkları belgesel, büyük yankı uyandıracağa benziyor.

Kız çocuklarının subaylar tarafından alınmasının, devletin Türkleştirme/Sünnileştirme politikasının sonucu olduğunu söyleyen Gündoğan çifti sorularımızı yanıtladı.

Kim bu dersimin kayıp kızları?

Nezahat Gündoğan: Bunlar, 1938’de aileleri öldürülen, tesadüf sonucu katliamdan kurtulan, sonrasında sürgüne gönderilen ailelerin çocukları. Zorla alınmışlardır. Öksüz, yetim kalan çocuklar değiller. Aileleri öldürülüyor, sürgün ediliyor, çocuklar evlatlık veriliyor.

Neden alınıyorlar?

Buna cevap verebilmek için harekâtın mantığını anlamak gerekiyor. Dönemin politikasının tümüyle anlaşılması gerekiyor. Bu konuda yazılmış devlet raporlarından yola çıkarak bir senteze ulaştık. Harekâtın hazırlık süreci var. 1926’da bizzat devletin içinde yer alan ya da bölgede görev yapan kişilerin hazırladığı onlarca rapor var.

Ne yazıyor bu raporlarda?

Dersim’in tarihi, kültürü, diline ilişkin çözümlemeler var. Raporlardan anlıyoruz ki temelinde Türk olan, Türk dili konuşan hatta Türk ırkından bir politika yürürlüğe konmaya çalışılıyor. Bunun için de inanç, kültür, dil birliği yaratılmaya çalışılıyor. Bu raporlarda, Dersimlilerin Kürtlerden etkilendikleri için Kürtçe konuşmaya başlayan öz be öz Türk oldukları söyleniyor. Dersim olaylarını bu politika içinde değerlendirmemiz gerekiyor. Aksi halde yanılgıya düşeriz.

Ne amaçlanıyor?

Bakın, hazırlık aşamasında Elazığ’da, Erzincan’da devletin ideolojik sembollerinden biri olan yatılı okullar açılıyor. Amaç, Kürt çocuklarını Türk ulusuna dâhil etmek. Bu çalışmalar kapsamlı bir politikayla yapılıyor. Daha sonra da askerî harekât yapılıyor.

Raporlarda çocuklar alınsın Türkleştirilsin mi deniyor?

Hayır. Ama belki de devletin arşivlerinde böyle özel kararlar vardır. Bu raporlarda ulus-devleti yaratma noktasında özellikle kadınların ve kız çocuklarının çok önemli olduğu vurgulanıyor. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın buna ilişkin açıklamaları var raporlarda. Türk birliğini yaratmada ailenin önemli olduğunu, aile içinde de kadının önemli olduğunu söylüyor. Çocukların şimdiden yetiştirilmesinin, gelecek nesillerin Türk olarak yetişmesinde çok önemli rol alacağına vurgu yapıyor. ‘Biz bu Kürt kız çocuklarını alalım şu şekilde yetiştirelim’ şeklinde bir söze rastlamadık. Zaten dünyanın hiçbir yerinde de uygulama böyle olmamıştır. Ne Kızılderililerde, ne de Aborjinlerde böyle olmuştur. Hep bir ulus yaratma süreci var.

Erkek çocuklar alınmıyor mu?

Öksüz, yetim erkek çocuklar da var. Ancak bunlar alınmıyor. Yatılı okullara, çocuk esirgeme yurtlarına veriliyor. Biz, asker ailesinin yanına alınan hiçbir erkek çocuğa rastlamadık.

Bu çocukların sayısı belli mi?

Yüzlerce olduğunu söyleyebiliriz. Biz, 60-70 civarında çocuk tesbit ettik.

Katliamı hatırlıyorlar mıydı?

Hepsi hatırlıyor.

Ne anlatıyorlar?

Kazım Gündoğan: ‘Bizi katlettiler, niye bunu yaptılar. O günler gitsin bir daha geri gelmesin. Allah hiçbir evladını evlatlık yapmasın’ diyorlar. Aslında onlar için bu dönem kapatılmış, hatırlamak istemedikleri bir süreç. Bir yandan hâlâ korkuyorlar. ‘Dersimli olduğumuzu

söylersek acaba neyle karşılaşırız’ kaygısı var. Hâlâ o korkuyla yaşadıklarını söyleyebiliriz. Öykülerini kendi çocuklarından bile gizlemişler.

Dinlerken travma yaşadık

Filmde bizi ne bekliyor? Nezahat Gündoğan: Dersim katliamının, tarihin karanlık kalan bir sayfasını bulacağız. Katliamı, son tanıklarını dinleyeceğiz. İzleyicilerin yüreklerine de, aklına da hitap edeceğini düşünüyorum.

Kazım Gündoğan: Dersim’de anaların nasıl ağlatıldığını görecekler. Onur Öymen diyor ya ‘Atatürk anaların gözyaşlarına mı baktı’. Bu anaların nasıl ağlatıldığını ve hâlâ nasıl ağladıklarını görecekler. Bu çocukların öyküsü başlı başına büyük bir travma. Onları dinlerken biz de travma yaşadık.

Kadınlar Galaya gelecek mi?

Nezahat Gündoğan: Onlar onur konuğumuz olacaklar. Hepsini çağıracağız. Ayrıca Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den Başbakan Erdoğan’a, CHP’li Onur Öymen’e kadar birçok kişiyi davet edeceğiz. Dersim’de neler yaşandığını doğrudan tanıklardan dinlemelerini isteriz.

Ailesini 65 yıl sonra bulmuş

En çok hangi öykü etkiledi sizi? Kazım Gündoğan: İki kız kardeşin öyküsüydü. Bir kardeş ölmüştü, diğeriyle konuştuk. Bu iki kardeş 12 çocuğu olan bir subay tarafından alınıyor. Bu subay kardeşlerin birbiriyle görüşmesine bile izin vermiyor. Hatta onlara ‘Kürtçe konuşursanız sizi öldürürüm’ bile diyor. İsimlerini değiştiriyor. Subay, katliamdan sonra da Dersim’de bir süre görev yapıyor. Çocukların oradaki insanlarla görüşmesini de yasaklıyor. Dillerini konuşmaya devam ederler kaygısını taşıyor.

Çocuklar nasıl alınıyorlar?

Mazgirt’te askerî bir karargâh var. Bir yerlere sığınanlara ‘gelin teslim olun, size karışmayacağız’ deniyor. Bunların içinden güzel sağlıklı kız çocuklarını annelerinden almak istiyorlar. Anneleri vermiyor. Hepsini birbirine bağlayıp götürüyorlar. Son anda kız çocuklarını ellerinden alıyorlar. Çocuklar ölümden kurtuluyor. Ancak aileleri gözlerinin önünde öldürülüyor.

Bu anı hatırlıyorlar mı?

Evet. Hiç unutamadığını söylüyor.

Ailesini öldüren kişiyle aynı evde nasıl yaşayabilmiş?

Çok ilginç bir şey. Tamamen büyük oranda adapte oluyorlar ve o kişiye zamanla ‘baba’ demeye başlıyorlar. Seviyorlar da. Şunu diyorlar: ‘Yapması gerekeni yaptı, onun suçu yoktu. Allah’tan namusumuza bir şey gelmedi. Ben de ölebilirdim ama beni kurtardı.’

Kendi dillerini unutmuşlar mı?

Sadece yaşamsal kelimeleri hatırlıyorlar. ‘Nan’ ekmek mi ‘aw’ su muydu diyorlar.

Siz bu öyküleri belgeselleştiriyorsunuz. Filmde çocuklar aileleriyle buluşuyor mu?

Nezahat Gündoğan: İki amcakızının buluşması var. Ancak bunları ilk olarak biz buluşturmadık. Biri Samsun’a diğeri Malatya’ya götürülmüş, Samsun’daki 10 yıl sonra ailesini buluyor, geri dönüyor. Malatya’daki ise 65 yıl sonra ancak ailesini bulabiliyor. Bunlar aynı köyde doğmuş, çocukluklarının bir dönemi beraber geçmiş. Biz filmde bunları buluşturduk.

Ne yaşandı o esnada?

Hüzünlendik, üzüldük. Aslında korkunç bir yabancılaşmanın da farkına vardık. Çocukluklarına dair anılarını paylaşırlarken samimilerdi. Ama bugüne gelindiğinde çok farklıydılar. Biri kendi dili olan Zazaca’yı bilmiyor, Aleviliği benimsemiyor. Namazını kılıyor, orucunu tutuyor. Kan bağıyla yakınlar ancak yaşam biçimleriyle, inançlarıyla yabancıydılar.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89