• BIST 105.324
  • Altın 146,596
  • Dolar 3,4727
  • Euro 4,1687
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 11 °C

Kılıçdaroğlu, Genel Başkan Yardımcısı olmalı

Kılıçdaroğlu, Genel Başkan Yardımcısı olmalı
Gürsel Tekin, CHP'nin eski İstanbul İl Başkanı, Kılıçdaroğlu'nun kader arkadaşı, İstanbul Belediyesi'nin yeni meclis üyesi. Partisinin İstanbul'da gösterdiği oy patlamasının mimarı.

Bu dönüşüm denemesinin zorlu olacağı açık. Alınacak çok mesafe olduğu için, partisine yönelik eleştirileri dile getirirken ses tonunu fazla yükseltmiyor. "Bende liderlik kumaşı yok, Baykal'a karşı politika yapmam" diyor ama yakın gelecekte onu çok daha etkin rollerde göreceğimize eminim...


-CHP'nin yüzde 2 oy artışı başarı mı sizce?

-O bir gelişme. Başarı olamaz.

-Tayyip Bey şapkasını önüne koyup düşünecek, ya Baykal?

-Aslında sadece Tayyip Bey değil, sadece Sayın Baykal değil tüm siyasi partilerin düşünmesi gerekiyor. Bir Türkiye düşünün, adeta paramparça olmuş. bu çok tehlikeli bir şey. Güneydoğu'nun tamamı DTP'de. Orta Anadolu MHP, AKP. Karadeniz'in belli bir kısmı CHP, MHP. Sahil kısımları CHP'de. Bu Türkiye tablosu değil. Bu siyasetçilerden kaynaklanan bir tablodur. Tayyip Bey'in günübirlik, sadece kısa vadeli oya yönelik politikaları bu hale getirdi. Karşısında muhalefet de buna uydu ama bunun asıl mimarı Tayyip Bey'dir. Partilerde homojen bir durum yok. Diyarbakır'daki AKP'li ile Yozgat'taki AKP'li farklı düşünüyor. Bırakın seçmeni, milletvekilleri içinde çok farklı düşünenler var.

-CHP'liler yek vücut aynı şeyi mi düşünüyor?

-CHP belki sosyal demokrat bir yapıda geldiği için farklılıklar biraz daha tolere edilmiş ama her partinin yöresel politikalarından vazgeçmesi lazım. CHP İstanbul'da ne söylüyorsa Kars'ta da onu söyleyebilmeli.

-CHP'nin bu seçimden hangi dersleri çıkarması lazım?

-Özellikle örgütsel yapımızda ciddi bir zaaf var. İkincisi sosyal demokrat politikalara dört elle sarılmamız, toplumun her kesimini kucaklamamız lazım. Ötekileştirmek kadar kötü bir şey yoktur. Bütün partiler için geçerli bu.

-Türkiye'nin en eski partisi hala neden örgütsel zaaf içinde?

-Ben 83'ten beri partinin içindeyim. Yönetici oldum, belediye meclisi üyesi oldum, belediye başkan yardımcısı, vekilliği yaptım.Bu süre içerisinde biz sürekli iç mekanizmada örgütlendik. Yani birbirimizin karşısında örgütlendik. Kongre partisiydik. Sürekli birbirimizle didiştik. Sürekli kavga olunca toplumla ister istemez bağınız kopuyor. Çünkü enerjinizi oraya harcıyorsunuz. Ben 18 ay önce il başkanı olduğumda Sayın genel başkanıma gittim. Dedim ki niçin kavga edilmeden işler yürümez? Bir iş üretirseniz mutlaka kavgayı ortadan kaldırırsınız. Çok da eleştirildi, gelir gelmez kısmen de olsa bir kısım örgütlerde değişiklik yaptım. Çünkü çalışma ekibini oluşturmak zorundayım. Zaman zaman zorluk çekmedim mi, çektim. Ama bütün bu zorluklara direndim.

-Zorluktan kastınız, siyaset dilinizin genel merkezle farklı oluşu mu?

-Hayır, ben bu konuda en büyük desteği Sayın Deniz Baykal'dan aldım. Sayın Deniz Baykal'ın bu desteği olmasaydı arkamda çor zor olurdu. Sayın Deniz Baykal'ın dışında gerçekten zaman zaman zorluklar çektim.

-Parti yönetimiyle mi?

-Yani oldu. Ama Deniz Bey çok sahiplenince kimse fazla üstüme gelemedi.

Yani ne yaptı bu adam, işte bir tarafta halkevleri açıyor, bir tarafta sempozyumlar yapıyor. İki yüz tane bilim adamı çalıştırıyor. Aslında bütün il başkanlarının yapması gereken işleri yaptım. Yani örgütlenme yapımızı kısmen de olsa değiştirdim. Benim en çok üzüldüğüm nokta şuydu. Biz adeta kentin merkezine sıkıştırılmışız, kentin merkezi dışında yokuz.

-Korkuyorlar mı baktıkları yerde görecekleri şeyden?

-Belki de bilmiyorum. Geçmişe yönelik çok da kimseyi eleştirmek istemiyorum. Birkaç projeyi hayata geçireceğim dedim, cumhuriyet halkevi projemizi mesela. Birçok insan bu nedir ya, fantezi gibi, yürümez dediler. Yani ne demek, AKP'nin güçlü olduğu mahallelerde bu proje hayata geçecek. Geçer mi geçmez mi ve bu projemi öncelikle siyaset yapan, yapmak isteyen ya da bu konuda partimize katkı sunmak isteyen kadın arkadaşlarımızla bir araya geldik. Elli kişilik bir toplantı yaptık. Orada bir yürütme kurulu seçtik. Yürütme kurulunun başkanı benim ama projeyi onlar yürütecekler. Daha sonra sivil toplum örgütleri dahil olmak üzere bine yakın insan topladık. Projeyi tanıtalım dedik. Çok sayıda insan gönüllü olarak destek verdi. Ve ilk halk evimizi Kağıthane'de açtık. Kağıthane'de 7 bin yurttaşımızla buluştuk. İçinde neler var? İşte sağlık sorunları var, psikolojik sorunu var, danışmanlık var.

-Şimdi Genel Merkez'e, partinizin geleceğine dair bir rapor vereceksiniz. Sizi ne kadar dikkate alacaklar?

-Valla ne kadar dikkate alırlar bilmiyorum ama alırlar diye düşünüyorum. Çünkü dün sayın genel başkanımız da o çerçevede bir konuşma yaptı. İşte İstanbul modelini Türkiye'ye uygulayacağız.. Kesinlikle uygulamak zorundayız. Aksi takdirde önümüzdeki dönemde siyaset boşluğu kabul etmez. Ciddi sıkıntılar da olur. Yani sadece partiler için değil, Türkiye içinde ciddi sıkıntılar olur. Türkiye'nin temel sorunlarını mutlak ve mutlak masaya yatırmamız lazım. 30 yıldır Türkiye korku tünelleri ile gidiyor. Halkı korkutmamak lazım. Yani halk statükocu değil. Bunu her siyasetçinin bilmesi lazım.

-CHP halkı nasıl korkuttu?

-CHP halkı korkutmadı

-Şeriat gelecek diye korkutmadı mı?

- Zannetmiyorum. Bazı farklı düşünen arkadaşlarımızın söylemlerinde yola çıkıp da sanki CHP halkı böyle korkutuyor demek doğru değil.

-Baykal da dile getirdi şeriat tehlikesini

-Ama yani sonuçta ayın başbakanın laiklikle ilgili bazı söylemleri nedeniyle biraz da o noktaya gelindi. Bir etki tepki işi bu.

-Baykal hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diyor. Bundan böyle laikliğin dindarları ötekileştiren yorumundan vazgeçer mi CHP?

-:CHP'nin hiç böyle bir politikası olmamıştır ki. Böyle bir algı var ama bunu değiştirmeye çalışıyoruz. Toplumun beklentisi farklı. Toplum yoksul. İşsiz. Eğitimsiz. Toplum özgür yaşamak istiyor. Laiklik tartışması yok toplumun gündeminde. Şeriat gelecek, komünizm gelecek... Hep bu korkularla büyütüldük. Toplum korkutulmamalı. İnsanlar birbirlerinden korkmamalı. Halk sürekli arayış içinde. Yoksulluk var, işsizlik var, sefalet var. Bunların hepsine sizin mutlak çare üretmeniz lazım.

-CHP bu seçimde 928 yerde aday bile göstermedi. Bu bölgelerde peşinen yenilgiyi kabul etti yani. Hiç değilse onurunu kurtarmak için aday göstermesi gerekmez miydi?

-Zannetmiyorum bu kadar çok yerde aday göstermediğini. Eğer böyleyse çok ciddi bir zafiyet var demektir. Çok yazık demektir. Benim bildiğim, Türkiye'nin dört bir yanında aday gösterildiği şeklinde.

-CHP'nin aday göstermediği yerlerde, muhafazakar değerlere inanan bölgelerde, insanlar yaşam tarzlarına CHP'nin müdahale edeceği kaygısını duymuş olabilirler mi?

-Öyle bir algı var tabii. Onu kabul etmek lazım. Ama biz seçime girdiğimiz öyle bölgelerde oy oranımızı yüzde 200 arttırdık. Bizim kendimizi halkımıza anlatma gibi bir görevimiz var. Şimdiye kadar yapamamışız. Zaman içinde bunları yerine getireceğiz.

-Doğu ve Güneydoğu'da CHP'nin esamisinin okunmamasının suçu kimde?

-Elbette bizde. Ben çok da üzülüyorum. Orada mutlak ve mutlak bizim çok hızlı bir şekilde yeniden yapılanmamız gerekiyor.

-Ama Kürt sorunu konusunda özgürlükçü bir anlayışa birdenbire kavuşması, ikircikli olmayan bir politika izlemesi nasıl mümkün olacak?

-Benim çok üzüldüğüm noktalardan bir tanesi de bu. Yani bunun en ağır bedelini maalesef biz ödedik. Yani 89'da Sayın Deniz Baykal'ın başkanlığında ilk kez Kürt sorunu ile ilgili rapor yazan bir siyasi partiyiz.

-Ama geriye düşüldü o rapordan.

-Doğrudur. Bunun bedellerini de ödedik o dönem. Üstümüze geldiler, çok ağır ithamlar, sayın Deniz Baykal'a devlet güvenlik mahkemesinde dava açıldı. Bütün bu süreci biz başlattık ama götüremedik. Yeniden ele alınması lazım. Kürt sorunu olsun, sosyal yaşam sorunu olsun, alevi sorunu olsun bütün sorunlara en can alıcı noktada CHP'nin parmak basması lazım. İktidar olur olmaz hiç önemli değil.

-CHP'nin bu kadar seçim kaybedip de, yönetimde hiçbir değişiklik olmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Kesinlikle olmalı. Ben öyle bir beklenti içindeyim. Mutlaka, yeni bir vizyon lazım. Bu konuda da sayın genel başkan bunu açık ve net bir şekilde söyledi. Bütün siyasi partilerde bu hastalık var, başarılı da olsanız kendinizi yenilemeniz lazım, gelecekle ilgili.

-Çağlayan mitinginde Kılıçdaroğlu neden konuşturulmadı?

-Şimdi orada çok yanlış yazılar yazıldı. Sayın genel başkanımız konuşabilirsiniz dedi. Ama sayın Kılıçdaroğlu çok kibar ve beyefendi davrandı. Bugüne kadar sayın genel başkanımızın gitmiş olduğu mitinglerin hiçbirinde belediye başkanları konuşmadı. Cumartesi günü de Ankara'da miting vardı, Murat Bey de konuşmadı. Onlara da haksızlık olsun istemedi. Yani eğer böyle bir format varsa İstanbul çok özel ben de konuşayım demedi.

-Yahu, bu yerel seçim. İnsanlar oraya Baykal'ı değil, Kılıçdaroğlu'nu dinlemek için gittiler. Ne formatından bahsediyorsunuz?

-Hayır, Kemal Bey kendisi konuşmadı.

-Hadi canım.

-Evet, ciddi söylüyorum bunu.

-Çarşaf açılımını partiniz içine sindirdi mi?

-Sindirdi. En azından Sayın genel başkanımızın bu konuda hiç tereddütü yok. Ama kısmen farklı düşünen arkadaşlarımız olacak. Bu da doğaldır yani.

-Peki çarşaflı kadınların yakasına parti rozeti takmakla mı yetineceksiniz?

-Elbette yetinmeyeceğiz.

-Mesela bu kadınlar CHP Genel Merkezi'nin kapısından içeri girebilirler mi?

-Elbette, rahatlıkla.

-Ondan sonra gördük işte, otobüste nasıl suratına tükürdüler.

-O tamamen bir provokasyondu. Kıymet Hanım bizim partilimiz. Kendisinin ekonomik sıkıntısı var. Ve orada bir arazisi var. Bu arsası ile ilgili bir hafta önce AKP'ye gittiğini, AKP'li belediye başkanı ile görüştüğünü biliyoruz. Ben, belediye başkanıyla telefonda görüştüm. Kendisiyle de görüştüm. Onlar mı yaptırdı, kendisi mi yaptı bilmiyorum. Ben otobüse gelir gelmez, önce otobüse binmek istedi. Alın dedim içeriye. İçeri aldık. Bir taşkınlık yaptı. Çocuklar dedi ki, ben bu sesi tanıdım. Kim dedim, bizim Kıymet abla. Kıymet abla ile de sürekli görüşüyoruz. Dokunmayın dedim kim olursa olsun. Ya dediler bizim Kıymet abla, nasıl bunu yapar? Ya yapar. Niye yapmıştır, neden yapmıştır doğrusu halen de görüşmüş değilim. Üç mahalle bizimle dolaştı. En son biz indikten sonra çocuklarla böyle bir taşkınlık oluyor. Sen misin, değil misin? Yapılan hareket doğru mudur, kesinlikle doğru değildir. Zaten o arkadaşları partiden attık.

-Sizi de onun karşısında başkan adayı olarak görebilir miyiz?

-Hayır. Asla ben Deniz Baykal'ın karşısında siyaset yapmam.

-Kendinize güvenmediğiniz için mi?

-Güvensizlikle ilgisi yok. Ben eğer bugün bu noktadaysam Deniz Baykal'dan dolayıdır. Hayatımda vefasızlık hiç yoktur.

-Kılıçdaroğlu zamanı gelince başkanlığa adaylığını koyarsa vefasızlık mı yapmış olur?

-Hayır. Asla. Bunu kendimle ilgili söyledim

-CHP'de parti yönetimi demek Deniz Bey demek. Tüzüğün yeniden değişmesi gerekir mi sizce?

-Tüzük değişikliği daha yeni oldu.

-Ama bu tüzüğün demokratik olmadığı yolunda eleştirildi, ipler tamamen Baykal'ın eline geçtiği söylendi. Daha demokratik bir tüzük değişikliği ihtiyacı var mı sizce?

-Tabii ki yani bugünkü çağa göre bir şey gerekiyorsa onu da yenileyeceğiz. Tüzükler anayasa değildir. Partiler rahatlıkla değiştirebilir. Daha demokratik bir tüzük hayata geçirilebilir.

-Bu konuşmanın özeti ne? CHP artık felsefe satmasın, proje satsın mı diyorsunuz?

-Proje satsın, toplumun sorunlarıyla ilgilensin. Çare arıyor toplum. Seçmen son derece bilinçli. Cahil diyenler, alsın sonuçları analiz etsin. Urfa'da Oxford mu vardı.?Urfa'daki insanların tamamı üniversite mezunu mu. Aslanlar gibi bağımsız bir başkan seçtiler.  ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89