• BIST 103.912
  • Altın 161,198
  • Dolar 3,9233
  • Euro 4,6062
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 4 °C

342 çocuk ve bayram

342 çocuk ve bayram
Son yirmi yılda, ülkemizde devam eden ‘düşük yoğunluklu savaş’ta, 342 Kürt çocuğu öldürüldü.

Son yirmi yılda, ülkemizde devam eden ‘düşük yoğunluklu savaş’ta, 342 Kürt çocuğu öldürüldü. Tabii yalnızca Kürt çocuklarıyla sınırlı değil bu cinayetler. Savaş mağduru çocukların pek çoğunun ne istatistiği tutulabiliyor ülkemizde ve dünyada, ne de isimleri var.

Bugün bayramın ilk günü. Bazılarımızın ‘ihanet açılımı’ dediği barışı bir kez daha düşünelim. Birlikte acımızı ve yasımızı paylaşabildiğimiz ölçüde, sevinçlerimizi, coşkularımızı paylaşmanın hayalini kuralım.

Orduda şehit düşenlerin de, dağdan ölüsü indirilenlerin de çoğunun Güneydoğulu olduğu gerçeğini idrak edersek, buradaki köylerinde, mezralarında öldürülen çocukların alışveriş merkezlerinde büyümediğini fark edebiliriz.

JİTEM’le, faili meçhulle, havan topları ve mermilerle, tehdit ve şantajla, kapatılan kepenklerle, toplanan haraçla, korucularla, jandarma karakollarıyla büyüdükleri için barışın ne anlama geldiğini bilmiyorlardı.

Kendilerini şiddete ve savaşa fırlatan sistemin çocuğuydu onlar. Mesela Mehmet bebek. 18 aylıktı. Kafasına gaz bombası atıldı. Ceylan Önkol, 14 yaşındaydı. Hayvan otlatırken havan topu isabet etti. Yine bir çoban, Caziye Ölmez. Kafasına sıkılan kurşunlarla öldüğünde 16 yaşındaydı.

Bir başka çoban çocuk; Hakan Uluç. Kafasına ve karnına sıkılan üç kurşunla öldürüldü. Polis panzerinin zafer işareti yaparken ezdiği Maziye Aslan ise 8 yaşındaydı.

***

Güneydoğu’da öldürülen çocukların isimleri ve yaşları üzerine işlenmiş önlükleri giyerek bir eylem gerçekleştirdik geçen hafta İstanbul’da. İsimleri ve yaşları canlı olarak kalmıştı bu çocuklardan geriye. Varlıklarının tek kanıtı. İnsan hikâyelerinin gerçek ile kesişme noktası.

Çok kişinin emeği geçti bu eylemde kuşkusuz, burada hepsinin adına Mehmet Atak’ı anmak gerekir sanırım... Sessiz yürüyüşümüz boyunca hayatın akışına acıyı göstererek müdahale etmenin imkânsızlığını bir kez daha fark ettim. Her dehşet gibi, bu da, akıp giden bir görüntüydü.

İnsanlar dönüp bakıyor, sonra yollarına devam ediyorlardı. Biz ise sırtımızda katledilmiş masumların ismini taşıyorduk. Acı kendini teşhir ettiğinde değil, sustuğunda daha derine işliyordu belki.

Çocukları öldüren, sakatlayan, ister polis ister asker olsun; haklarında dava açılmıyor. Panzerin ezdiği çocukların aileleri acılarını içselleştirip yas tutmaya dahi başlayamıyorlar.

Açılan davalarda ise hepimizin tanıklığında suçlular beraat ediyor veya çok küçük cezalara çarptırılıyor. Suçluları adalete teslim etmedikçe bu çocukların dökülen kanı toprağın altından haykırıyor.

Eyleme birlikte katıldığımız Diyarbakırlı bir hanım, 90’lı yıllarda bugünü görsek hiçbirimiz inanamazdık dedi. Belki de açılımlar, paketler, birlik projeleri derken, asıl açılım buydu. Sessiz açılım. Hayatlarımıza usulca sızıyor, bizi birbirimizle buluşturuyor, konuşturuyordu.

Cumartesi Annelerinin son eyleminde ise, faili meçhul bir cinayetle öldürülen bir gencin, yıllar sonra bulunan birkaç kemiğinin Adlî Tıbba götürülürken kaybolduğunu öğreniyoruz.

Evlatlarının önce cesetlerinin, sonra kaybolan kemiklerinin peşinde koşan ailelerin yaşadığı bu ülkede, bir bayram daha işte. Bugün bayramın ilk günü. Evlatlarını yitirmiş ailelerin, ister Türk, ister Kürt olsun, yasını ve acısını paylaşmak için bir fırsat.

***

14 yaşındaki Ceylan’ın katledişinin üzerinden kırk gün geçtiğinde, ‘Buluşan Kadınlar’ adına Başbakan’a hitaben yazılan mektupta imzası bulunan yazar Emine Uçak, onun ailesine taziyeye gitti.

Ceylan’ın ağabeyi Rıfat, kardeşinin parçalanmış cesedini görünce, annesinin evladını o halde görmemesi için elbiselerini teker teker çıkarıp parçaların üzerini örttüğünü ve annesini parçalara dokunmaması için uyardığını anlatmış kendisine.

Karlı bir kış gününde yalın ayak köylerini boşaltmaları istenip, evleri ateşe verildiğinde 10 yaşındaymış. Şimdiye kadar gördüğü ilk ceset de kardeşininki değilmiş tabii.

Olay yerine ne Jandarma gelmişti, ne savcı.

Emine Uçak, onca zulme, acıya rağmen barış ihtimaline karşı bölge insanlarının acılarını unutmaya hazır olduğunu yazıyor. Karşılaştığı insanlar, “sanki bir canlıdan, bir kurtarıcıdan bahseder gibi barış gelse” diyorlardı.

Meşe ormanının içinde, yokuş aşağı yürürken boş mermi çekirdekleri, paslanmış konserve kutuları, toprakla dolmuş mevziler geçtikten sonra Ceylan’ın vurulduğu yere varan Emine Uçak, burası için “insanın taş olmak isteyeceği yer” demiş.

Bu bayram, sevinçlerimizi paylaşırken, acılarımızı da kuşatalım. Hüznün, yasın, acının dilini paylaştıkça, barışa biraz daha yaklaşacağız. Taşlaştığımız yerden hep birlikte ayağa kalkacağız. Sahici bir kavuşma, ancak böyle olacak...

Leyla İpekçi / Taraf

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89